4.boyutta 243. Evren
Her boyuttaki münferit mevcudiyetimin bilincindeyim onların deneyimlerini ve yaşanmışlıklarını hissediyorum hatta deneyimliyorum adeta, bazen zorlayıcı olabiliyor baş ağrısı hıçkırık gibi şeyler yapıyor bünyede , misal 4.boyutta 243 paralel evrendeki halim fırıncı ustası yeni fırın yaptırdı lakin istediği gibi olmadı fırın biraz dar baba yadigarı fırıncı küreği ekmek çıkarırken kenarlara çarpıyor ve zahi oldu kaç ekmek ateşe düşüp kızarıyor kızarmış ekmeğinde arz talepte pek yeri yok keyfe keder bir yiyecek yine de ne yardan ne serden gećiyor kendisi küreğı kullanmaya devam ediyor bu gidişle batacak bende udemyden exell dersleri alıyorum ki fırın batarsa bi ofise filan girip kendini kurtarsın
Yaş ilerledikçe Yakup aleyhisselam'ın neden "Ben acımı ve kederimi sadece Allah'a arz ederim" dediğini daha iyi anlıyorum. Haykırsanız da insanlar sizin acınızı anlamıyor, ama sadece Allah'a yöneldiğinizde yakarışlarınızı asla karşılıksız bırakmıyor.
1000Kitap
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Deneme yazıyorken akla gelen güzel bir konu sizlerle:)
​Aile; bakmakla yükümlü olduğu hane halkı anlamına gelir. Peki bakmak sadece yiyip içmekten ya da ihtiyacını karşılamaktan mı ibarettir? Ya da ihtiyaçlar, bir aile olmanın getirdiği sorumluluklar mıdır? Biz aile oluyoruz ama ailenin içinde olamıyoruz. Şimdi diyeceksiniz ki: "Aile oluyorsak nasıl içinde değiliz ki?" Aile olmak demek emek demek, fedakarlık demek... İçinde olmak için de bu duyguları hissetmemiz ve hissettirmemiz gerek... ​Şöyle düşünelim: Bir beyaz kağıda ip baskısı yapıyoruz. Sen o ipi hangi renge boyarsan kağıda o renk çıkar ve şekli için uğraştığın kadar bir görsel kendini gösterir. Aile de bunun gibidir. Rengini ve şeklini boyalardan alan resim, ailesinin terbiyesini de karakterini de yine kendi kumaşından alır. Atalarımız şöyle demiş, çok da güzel demiş: "Armut dalının dibine düşer." Eee, portakal dibine düşecek değil ya... İşte aile de böyledir, o yüzden yetiştirmek bir o kadar önem arz eder. ​Haydi gelelim yetiştirmeye... Yahu ağaca su verirsen o da yetişir... Yetiştirmek öyle "su vereyim de bırakayım" demek değildir... Hepimize düşen görevler, sorumluluklar vardır. Bazen hatta görünmez pelerinleri giymemiz gerekebilir. Çünkü aile demek fedakarlık demektir. Yetiştirmek; "güzel okullarda okutayım, iyi yerlerde çalıştırayım" demek de değildir... O da gereklidir ama toplumumuz o kadar yobazlaşmış ki çocuk yetiştirmeyi sadece okutmaktan ya da iyi üniversitelere, iyi mesleklere yönlendirmekten ibaret sayıyor... Yapamayınca da olmayınca da "Sen de çok beceriksizsin" tabiri takılıyor... Ne kötü bir kelime! Her çocuğun bir becerisi vardır. ​Peki sen hiç çocuğunun hayallerini sordun mu? Ya da hayallerine ortak oldun mu? Ben söyleyeyim: Hayır. Sen sadece çevreden gelen sözlere kulak kabartttın. Ve başarısıyla övünen, başarısızlığıyla kendini kaybeden bir
Gökyüzümün tavanında parlar o güzel çehren, Baktıkça alır aklımı her bir zerren. Ne vahim bir ayrılıktır ki bu; El süremem yârim sana ben. Öylece gam kuyularında Gezer durur bu avaren... Ne vakit ki sana kavuşabilirsem, İşte o an yükseleceğim arz-ı kubbeye ben. N.R
Şiir
Yuri Bezmenov’un (kod adı Tomas Schuman) 1984 yılında verdiği o meşhur röportaj, konvansiyonel askeri gücün ötesinde, bir toplumun zihinsel ve kültürel bağışıklık sisteminin içeriden nasıl çökerteceğini anlatan en net tarihi vesikalardan biridir. Bezmenov, KGB'nin bütçe ve enerjisinin yüzde 85'ini casusluktan ziyade "Psikolojik Savaş" veya "İdeolojik Sızma" (Ideological Subversion) dediği bu sürece harcadığını belirtir. Model, birbirini besleyen ve kesin bir sıra takip eden 4 ana aşamadan oluşur: 1. Demoralizasyon (Manevi Çöküş / Değerlerin Aşınması) 15 - 20 Yıl Bu aşama, bir neslin eğitilmesi için gereken süreyi (15-20 yıl) kapsar. Hedef ülkenin eğitim, medya, din, sanat ve akademi kanallarına sızılır. Toplumun rasyonel algısı öyle bir manipüle edilir ki, kişi tonlarca kanıt görse bile gerçeği algılayamaz hale gelir. Geleneksel değerler, teknik ustalık ve klasik estetik küçümsenir; yerine içi boşaltılmış kavramlar ve alt kültürler yerleştirilir. 2. Destabilizasyon (İstikrarsızlaştırma) 2 - 5 Yıl Toplumun değer algısı çöktükten sonra, doğrudan ekonomi, dış ilişkiler ve savunma sistemleri hedef alınır. Radikal gruplar ana akım haline getirilir, toplumsal kutuplaşma zirveye çıkarılır. Rasyonel tartışma ortamı tamamen kaybolur; her konu bir "kimlik ve varoluş" kavgasına dönüşür. Toplum kendi içinde mikro parçalara bölünür. 3. Kriz (Büyük Çalkantı) 2 - 6 Hafta Ülke, sistemi felç eden ani bir kriz dönemine sokulur. Bu bir ekonomik çöküş, devasa bir iç karışıklık veya hükümet krizi olabilir. Toplum o kadar yorulmuştur ve yön duygusunu o kadar kaybetmiştir ki, kaostan kurtulmak için dışarıdan veya içeriden gelecek "kurtarıcı bir otoriteye" razı hale gelir. 4. Normalleşme (Yeni Gerçekliğin Kabulü) Süresiz Dönem Kriz sonrasında yönetimi ele alan güç (veya yeni
1000Kitap
Bak ve ibret al!
Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi esnasında vuku bulan ehemmiyetli hâdiselerden biri şöyledir: Sefer üzere olunduğundan birtakım masraflara hazineden henüz para ulaştırılamamış ve zengin bir bezirgândan borç alınmıştı. Daha sonra hazineden para geldi ve defterdar da alınan bu borcu sâhibine takdim etti. Ancak adam, defterdara şöyle bir teklifte bulundu: “Servetim hayli çoktur. Bir oğlumdan başka kimsem de yoktur. Kabul ederseniz, verdiğim paramı hazineye bağışlayayım. Buna mukabil siz de benim oğluma devlet kapısında bir iş verin!..” Defterdar, bu talebi Sultan'a arz edince Yavuz, son derece öfkelendi ve muhatabına hiddetle haykırdı: “Bana getirdiğin şu usulsüzlük teklifi sebebiyle, yemin ederim ki seni de teklif sâhibini de katlettirirdim. Fakat ‘Sultan Selim, parasına tama’ ettiği için bezirgânı ve defterdarı öldürttü.’ demelerinden çekinirim. Tez bezirgânın parasını iade edin ve bir daha huzuruma böyle kanuna muhalif şeyler getirmeyin!” Sultan'ın bu tavrının ardından yapılan tahkikatta bezirgânın bir Yahudi olduğu tespit edilmiş ve devlet merkezinden uzaklaştırılmıştır.