sonbahar -ki acının değişmez dipnotudur-
sesinin solgun göğünde,
küçük bir yıldızla bir harfi tutuşturur.
savrulur her yana kavruk kelimelerle,
yüreğini acıyla buruşturur.
bakışının pasıyla zırhlanan dünya,
binlerce pıtrak yapıştırır yüzünün kumaşına.
sonbahar -ki doyumsuz bir aşkın sonucudur-
şu bizim bulup seçen gözümüz,
bir kuşu yüzlerce yapan.
bir kanatla göğünü durmadan kımıldatan,
bak çapak tutmuş sevgiyi çoğaltmaktan.
şu bizim çok arayan gözümüz,
baktığına karıştıran kendini.
aldatılan, yadsınan, başımıza vurulan.
bir yas çıkarır ortaya yaşamasından;
suskun ve gizemli,
küflü bir kitap gibi yazısı okunamayan.
ama yine de yaralıyor beni,
yüzümün gölgesinde kırılan bu dal sesi;
ürkütüyor bir şiirin içinden,
göçebe kuş sürülerini
ve ben böğrümde bir avlu serinliği,
sessizce dinliyorum akıp giden geceyi.