Ne tuhaf bir kız! Tuhaf ve olağan. Beni gerçekten seviyor. Fakat elinden kaçırmamak için hiçbir çaba sarfetmiyor. Ve sarfetmeyecek. Eninde sonunda ayrılacağımızdan o kadar emin ki.
"Madam, siz çok nâzik ve içtensiniz. Bana hayatınızın mahrem yıllarını anlatacak kadar... Oysa henüz tanışmadık mı?"
"Ama," dedi yaşlı kadın dünyanın en doğal itirazını ediyormuşçasına. "Sen kalbimi bıraktığım yerden geliyorsun."
Pek çok sevdalı için romantizmden başka bir şey ifade etmeyen günün bu ilk yağmura durmuş saatinde her şeye rağmen, İlişkilerinin mukadder sonunu bilmelerine karşın, inadına beraberdiler. Geleceğin kaçınılmaz buyruğuna boş verip bu günün tadını çıkarmak istiyorlardı. Önemli olan da buydu. Yaşadıkları ânın heyecanını her zerresiyle idrak etmek. Az sonra banliyö trenine binecekler, kasabayla Venedik adalarını ayıran içdenizi aşacaklar, rüya gibi bir kentin kalabalığında geçmişe ve geleceğe yönelik kederlerini unutmaya çalışacaklardı. Ama aslında bütün bu geçici mutluluk oyunu, uyanıkken, başkalarınca görülmüş, başkalarınca görülecek ve şimdi de kendilerinin görmekte oldukları bir düşten ibâretti. Sırası gelip de birbirlerinden ayrıldıklarında bu yağmurlu günü belki zayıf, belki güçlü iç geçirmelerle anacaklar; kimi zaman tuhaf bir sızıyla ayrıntılarını hatırlamakta zorlanacaklar; kimi zaman her dakikasını büyük bir tutkuyla belleklerinin dehlizlerinden çıkartacaklar; kimi zamansa böylesi bir gönül macerası yaşadıklarından kuşkuya düşeceklerdi. Aydın bunun şimdiden böyle olduğunu ve yarın da böyle olacağını iyi biliyordu.