Otuzlu yaşlarıma geldiğimde yirmili yaşlarda zihnimi diri tutan bir şeyi kaybettiğimi fark ettim. Artık yaşadığım yeni şeyler eski heyecanını vermiyordu çünkü hepsi ikinci eldi. Heyecanlar ikinci el, el ele tutuşmalar ikinci el, aşık olmalar ve diğer her şey... Aslında hiçbiri o kadar da kötü değil ama işte önceden defalarca olduğunu ve bundan sonra daha birçok kez olacağını bildiğiniz bir şey, gençlikteki "dünyada ilk benim başıma geliyor bu galiba" hissini vermiyor. En mutlu olduğunuz anda bile bunun bir gün biteceğini biliyorsunuz. En mutsuz olduğunuz an için de geçerli bu; fakat genellikle mutlu iken geliyor bu farkındalık, geçicilik hissi insanı en çok mutluyken rahatsız ediyor.
Ankara'nın şehir planını yapan Alman Profesör Hermann Jansen "Bahçe Şehir" anlayışının da ateşli savunucularından biriydi. Jansen'in Ankara için çizdiği planda şehri ticaret, sanayi, devlet kurumları, özel işyerleri gibi farklı işlevi olan mekânlara göre birbirinden ayırmış, yine benzer mantıkla sınıfsal farklılık gösteren konut yerleşimlerini de birbirinden ayrı bölgeler olarak tasarlamıştı. Berlin'de beton bloklar şeklindeki apartmanlar için "kira kışlaları" ifadesini kullanan Jansen, artık şehirlerin tamamını kaplayan dikey ve bitişik mimariye karşıydı. Yerleşimin, bahçesiyle her eve özel bir alan tanıyan şekilde yapılmasını savunuyordu.
Jansen'in Bahçelievler Yapı Kooperatifi için çizdiği plan bu anlayışını gayet iyi yansıtan bir plan olmuş. Fakat birçok nedenle revize edilerek hayata geçirilmiş. Birebir uygulanamasa da Ankara'nın şehir kültürü açısından benzersiz bir durum ortaya çıkaracak olan Bahçelievler, bu plandan hareketle olduğu kadarıyla hayata geçirilmiş.
Ayrıldık. Sevgilim, tarih boyunca kimsenin yerlisi olamadığı şehirde yaşamanın geçiciliğiyle, hayatına devam etmek için İstanbul'a döndü. Bense hep kendini İstanbul'a beğendirmek için çabalayan, sürekli bunun için kendini yetiştiren, geliştiren Ankara'da kaldım.