İçindeki bütün yıkıntılara, bütün kederlere rağmen başını yere eğmek istemiyordu. Matemini ortaya vurmadan tek başına yüklenecek ve yeni bir hayata doğru yürüyecekti.
...Sonra siyah ve çocuk gözlerini karşısındakine dikerek fısıldadı:
+Yoksa gelmem diye mi korkuyorsun?
Yusuf başını salladı:
-Gelirsin... Biliyorum...
+Öyleyse neden bırakmıyorsun?
Yusuf avucunda tuttuğu bileği sinirli bir hareketle sıkarak:
-Lüzumu yok!
dedi. Sonra, dudakları titreyerek, ilave etti:
-Ne olursa olsun, artık seni hiç bırakmayacağım!
...Dibi görünmeyen kuyulara atılan taş nasıl çıkardığı sesle onların derinliğini gösterirse, başkalarının elemi de bizim yüreklerimize düştüğü zaman çıkardığı sesle bize kendimizi, insanlığımızın derecesini öğretir.