Kabukları öylesine kalın olup da soğuk görünenler ruhlarının doğal sıcaklığını baskı altında tutarlar ve bir gün doğal bir çıkış arayan bu sıcaklık artar, kabuğu çatlatır, ısıtır ve hatta yakıcı kılar. Ama sıcaklığın içlerinde çok yavaşça yayılıp kabuklarını eritmeden ılık tuttuğu insanlar, bu şekilde yıllar ve yıllar boyu yaşarlar, ölüm haricinde hiçbir şey onları yakmaz.
Cehennem.
Hiçliğin uyandırdığı bu dehşet bir uyarı olmasın? Kendi hiçliğiyle yalnız başına geçecek, yalnızlık dolu bir ebediyet hiçlikten daha korkunç olmaz mıydı? Madem ki yalnızca kendini düşündün ve yalnızca kendini aradın ve kendini evrenin merkezi yerine koydun, sonsuza kadar kendinle olacaksın, sadece kendinle, kendi iç dünyanla… Dışarıdaki dünya senin duyularından silinecek; böylece; çok yakında kendi hiçliğinle dolu olacaksın ve sana sonsuza kadar eşlik etmek için yanında kendi hiçliğin olacak.
Bir insanın kendinden kaçarak yaşadığı çok sık görülür; ama bu üstünde pek az kafa yorulan bir olgudur. Kendisiyle karşılaşmamak için nereye gidebilir insan? Koşar, gene koşar, kaçar, umutsuzdur ve hep kendisini bulmamaya çalışır. Kendisini kendisinden kurtarmak ve benliğinin farkında olmadan hayatını düşleyebilmek için kendisini dünyaya ve yanılsamanın hayaline koyuverir. İntihar edenlerden kim bilir kaç tanesi bunu ağır gelen bir hayattan değil de kendilerinden kurtulmak için yaparlar. İntihar eden kendisinden sıyrılmak ister, hayatından değil; ruhundan ve bilincinden, yoksa Havari’nin kurtulmak istediği bu sefil ölü bedeninden değil… Birçokları da ahlaken intihar eder, ruhlarını gürültü-patırtıda ve sefahat içinde boğmaya çabalarlar. Zihinlerini uyuşturmak ve göbeklerini şişirmek için içip sarhoş olan o zavallılar gibi.
Kaçarak yaşayan bahtsız ruhlar! Nerede huzur bulacaklar?