Betül Beyazyüz

Neden bir insanı bacağınızı kırdığı için dava edebilirken kalbinizi kırdığı için dava edemezsiniz? Hukuka göre duygusal hasar, fiziksel hasara göre daha hafiftir ve aynı şekilde cezalandırılmayı hak etmez. Bunun ne kadar ironik olduğunu düşünün. Vücudunuz sizi siz yapan organ olan beyin için bir taşıyıcıdan ibaret olsa da hukuk, fiziksel vücudunuzun bütünlüğünü korurken zihninizin bütünlüğünü korumaz. Fiziksel hasarla birlikte olmadığı sürece duygusal hasar gerçek olarak kabul edilmez. Zihin ve vücut birbirinden ayrıdır. (Hadi kadehlerimizi Rene Descartes'a kaldıralım.)
Sayfa 345·Kitabı okudu
Psikoloji
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Duygu algıları birer tahmindir ve sadece diğer kişinin tecrübesiyle eşleştiklerinde "doğrudur"; yani her iki tarafın da uygulanacak kavram üzerinde hemfikir olması gerekir. Başka birinin nasıl hissettiğini bildiğinizi düşündüğünüzde bu konuda kendinize olan güveninizin esas bilgi ile bir ilgisi yoktur. Sadece bir "duyusal gerçeklik" anı yaşıyorsunuzdur. Duygu algısında gelişmek için diğer insanların "nasıl hissettiklerini bilebiliriz" saçmalığını terk etmek zorundayız.
Sayfa 281·Kitabı okudu
Psikoloji
Duyguların birer illüzyon olduğunu söylemiyorum. Duygular gerçektir, ancak çiçekler ve yabani otlar gibi toplumsal anlamda gerçektir. Her şeyin göreceli olduğunu söylemiyorum. Öyle olsaydı medeniyetimiz çöküntüye uğrardı. Duyguların "sadece kafanızda" olduğunu da söylemiyorum. Bu toplumsal gerçekliğin gücünü hiçe saymak olur. Para, itibar, kanunlar, hükümet, arkadaşlık ve en derin inançlarımızın hepsi sadece insan zihninde var olur, ancak insanlar bu kavramlar için "yaşar ve ölür". Hepsi gerçektir çünkü insanlar gerçek oldukları konusunda hemfikirdir. Ancak duygular da dahil olmak üzere hepsi sadece "insan algısının huzurunda" gerçektir.
Sayfa 206·Kitabı okudu
Psikoloji
Bir şeyler uydurun, uydurduğunuz şeye bir isim verin ve tebrikler, bir "kavram" yarattınız. Bu kavramı başkalarına da öğretin ve onlar da sizinle aynı fikirde ise tebrikler, gerçek bir şey yarattınız. Peki, bu sihirli yaratma eylemini nasıl kullanıyoruz? Elbette sınıflandırıyoruz. Doğada var olan şeyleri alıyor ve onlara fiziksel özelliklerinin de ötesine giden yeni fonksiyonlar yüklüyoruz. Daha sonra bu kavramları birbirimize aktararak birbirimizin beyinlerini toplumsal dünya için yeniden şekillendiriyoruz. Toplumsal gerçekliğin temelinde bu yatar.
Sayfa 197·Kitabı okudu
Psikoloji
Doğal dünyada bir bitkinin kesinlikle bir çiçek veya zararlı bir ot olup olmadığını gösteren bir şey yoktur. Yaban havucu Kevin için bir bitkidir, ancak arkadaşı içinse zararlı bir ottur. Aradaki ayrım "alıcıya" bağlıdır. Bir gül genellikle bir çiçek olarak görülür ancak onunla eğer bir sebze tarlasında karşılaşırsanız zararlı bir ot haline gelir. Siğil otu genellikle zararlı bir ot olarak görülür ancak yaban çiçeklerinden oluşan bir bukete koyduğunuzda veya iki yaşındaki bir çocuğunuzdan hediye olarak geldiğinde bir çiçeğe dönüşür. Bitkiler doğada nesnel bir şekilde var olur fakat çiçeklerin ve yabani otların var olabilmesi için bir "alıcı" gerekir. Onlar "alıcıya bağlı" kategorilerdir. Albert Einstein bunu, "Fiziksel kavramlar insan zihninin özgür yaratıklarıdır ve her ne kadar öyle görünseler de dış dünya tarafından özellikle belirlenmezler" sözüyle güzel bir şekilde ifade etmiştir.
Sayfa 194·Kitabı okudu
Psikoloji