Çocuğumuzun ve içimizdeki çocuğun gerçekten yaşamadığı bir varoluş sahte bir varoluştur. İtaatin olduğu ama saygının olmadığı, uyumun olduğu ama gerçek bir bağ kurma hissinin olmadığı, bağlılığın olduğu ama yaşıyor olma hissinin olmadığı, devamın olduğu ama yenilenmenin olmadığı, her şeyi kısırlaştırmış, köreltmiş, stabilize etmiş, statikleştirmiş, kendi kendisinin bir tekrarı haline getirmiş, dolayısıyla kendisi kendisini içeriden öldürmüş, boşaltmış, ölü bir varoluştur.
Nitekim “iyi aile yoktur” derken de bu türde kurumsallaşmış bir aileyi, bugün “aile” dediğimizde ona atfettiğimiz kemikleşmiş her ne varsa onu, aileye yüklenmiş ve o şekilde kalmış bütün ölü anlamları, ailenin donmuş imgesini muhafaza etmek için çırpınan, ona hürmet gösteren bütün statik, dolayısıyla sahte değerleri temsil eden türde bir aile kurumunu kastediyorum.