Zamanın unutkan bağrına, tarihin kırılmaz kalemiyle yazdığımız bir yemin var bizim: Türk’ün hürriyet yemini.
Bugün 28 Mayıs. Bugün; doğunun ufkunda ilk kez parıldayan demokratik ve laik bir hilalin, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin doğum günü. Bu satırları kupkuru bir tarih kronolojisi olsun diye değil ruhu Turan’la tutuşan kalbi Türkçülük idealiyle çarpan bir Türk evladının asırlık rüyasını haykırmak için kaleme alıyorum.
1918’in baharında, Gence ufkunda bir bayrak yükseldi. O bayrak ki; mavisinde asil geçmişimizin Göktürk ihtişamını, kırmızısında muasır dünyayı kavrayan Türk milletini, yeşilinde ise ruhumuzu yıkayan ebedi inancı taşıyordu. Fikir mimarı Ali Merdan Topçubaşov’un hukuki duruşu, Fethali Han Hoyski’nin devletleşen iradesiyle birleştiğinde, asırlık esaret zincirleri paslı birer halka gibi döküldü. Ve o demlerde asırların ötesine, bugün benim de kalbime yankılanan o mukaddes kelam, Mehmet Emin Resulzade’nin dudaklarından döküldü:
Bir kere yükselen bayrak, bir daha inmez!
Bu sözsadece bir temenni değil Turan coğrafyasının kalbine işlediğimiz ebedi bir nirengi noktasıydı.
Fakat biliyorum ki hürriyet, bedelsiz değildir; Bakü, emperyalizmin uşakları ve Taşnak çetelerinin kanlı pençeleri altında inlerken kalbi Turan fikriyle ve mefkuresiyle atan atalarımız İstanbul’da uyuyamazdı. Turan’ın o büyük, trajik ve bir o kadar muhteşem adamı Enver Paşa haritaları yırtıp atan o muazzam iradeyi ortaya koydu.:
Öz kardeş feryat ederken, öz beşik olan Anadolu sessiz kalabilir miydi?
Kalmadı. Enver Paşa’nın emriyle, tarihin en en çelikten ordusu Kafkas İslam Ordusu kuruldu.
Bu ordunun başına, bıyığı yeni terlemiş, yüreği ise Ergenekon ateşiyle dağlanmış genç bir komutan, Nuri Paşa (Killigil) geçti. Nuri Paşa, Anadolu’nun kınalı kuzularını arkasına alarak Kafkas