Bazı şiirler vardır, sadece yazılmaz…Yaşanır, susulur, içe atılır en sonunda bir şairin kaleminde dile gelir.İşte Cemal Safi'nin Vurgun'u da öyle bir şiir…
Aşkın en dokunulmaz, en sarsılmaz hâlini, bir gidişin ardından kalan yıkımı öyle incelikle anlatıyor ki, insan ne desin bilemiyor.
Okudukça kendi kalbinden bir şeyler buluyor;
Susmuş cümlelerini, yutkunmuş hayallerini, dile gelmeyen sitemlerini…
Bu şiir, ne yüksek sesle ağlayan bir kalbin şiiri…Ne de bağır çağır yazılmış bir ayrılık hikâyesi.
Bu şiir, sessizce içi kanayan bir insanın,
duasını bile sevdiğinin ardından eden bir yüreğin fısıltısı.Bir dua kadar sade, bir beddua kadar yakıcı...
“Gözlerim uykuyla barıştı sanma” diye başlıyor Safi…
Uykusuzluk değil bu.Bu, gözlerini bile dargın eden bir yarım kalmışlık.Gideni affetmemiş geceler var bu şiirde.Gideni beklememiş sabahlar…Ve geride kalanın her nefesinde birer birer tükenen umutlar.
“Ben de bir zamanlar sevildim amma”
Ne kadar çok şey gizli bu dizede.
Bir zamanlar…
Yani artık değil.
Artık yok, eksik, bitik, yarım…
Ve şimdi, hatıralar bile mahcubiyetle bakıyor ardına.
“Manavgat denilen çağlayan bile / Benim gözyaşımdan durgun sayılır” diyor ya…
İşte orası şairin kendini açtığı en derin yer.
Kelimeler artık mecaz değil, bizzat yaşanmışlık oluyor orada.Koca bir nehir, bir insanın içinden dökülenle kıyaslanıyor.Sizin de bu dizeyi okurken gözleriniz nemleniyorsa, bil ki siz de yarım kalmış bir sevdayı içinde bir yerlerde hâlâ taşıyorsuuz.
Ama şiirin asıl kıyamet yeri sonu:
“Seninle cehennem ödüldür bana / Sensiz cennet bile sürgün sayılır.”
İşte aşkın en keskin hâli bu…
Seven için ödül artık cehennem bile olsa,
gönlünde o varsa razı olur her yanmaya.
Ama onun yokluğu…Cennet bile olsa, bir yabancı diyar…Bir sürgün kampı gibi soğuk,