A.B

A.B
@asgariakil
Az şeye sahip olanın köleliği de az olur. Yaşasın asil yoksulluğum.
373 okur puanı
Temmuz 2019 tarihinde katıldı
10/10
·200 syf.··
2025 2. kitabı
Bazı şiirler vardır, sadece yazılmaz…Yaşanır, susulur, içe atılır en sonunda bir şairin kaleminde dile gelir.İşte Cemal Safi'nin Vurgun'u da öyle bir şiir… Aşkın en dokunulmaz, en sarsılmaz hâlini, bir gidişin ardından kalan yıkımı öyle incelikle anlatıyor ki, insan ne desin bilemiyor. Okudukça kendi kalbinden bir şeyler buluyor; Susmuş cümlelerini, yutkunmuş hayallerini, dile gelmeyen sitemlerini… Bu şiir, ne yüksek sesle ağlayan bir kalbin şiiri…Ne de bağır çağır yazılmış bir ayrılık hikâyesi. Bu şiir, sessizce içi kanayan bir insanın, duasını bile sevdiğinin ardından eden bir yüreğin fısıltısı.Bir dua kadar sade, bir beddua kadar yakıcı... “Gözlerim uykuyla barıştı sanma” diye başlıyor Safi… Uykusuzluk değil bu.Bu, gözlerini bile dargın eden bir yarım kalmışlık.Gideni affetmemiş geceler var bu şiirde.Gideni beklememiş sabahlar…Ve geride kalanın her nefesinde birer birer tükenen umutlar. “Ben de bir zamanlar sevildim amma” Ne kadar çok şey gizli bu dizede. Bir zamanlar… Yani artık değil. Artık yok, eksik, bitik, yarım… Ve şimdi, hatıralar bile mahcubiyetle bakıyor ardına. “Manavgat denilen çağlayan bile / Benim gözyaşımdan durgun sayılır” diyor ya… İşte orası şairin kendini açtığı en derin yer. Kelimeler artık mecaz değil, bizzat yaşanmışlık oluyor orada.Koca bir nehir, bir insanın içinden dökülenle kıyaslanıyor.Sizin de bu dizeyi okurken gözleriniz nemleniyorsa, bil ki siz de yarım kalmış bir sevdayı içinde bir yerlerde hâlâ taşıyorsuuz. Ama şiirin asıl kıyamet yeri sonu: “Seninle cehennem ödüldür bana / Sensiz cennet bile sürgün sayılır.” İşte aşkın en keskin hâli bu… Seven için ödül artık cehennem bile olsa, gönlünde o varsa razı olur her yanmaya. Ama onun yokluğu…Cennet bile olsa, bir yabancı diyar…Bir sürgün kampı gibi soğuk,
Şiir
VurgunCemal Safi · Beste Yayınları · 2019603 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
9/10
·304 syf.··
2024 28. kitabı
Hani bazı kitaplar vardır yüreğiniz sızladıkça okursunuz… Goriot Baba tam da öyle bir roman. Goriot Baba, sadece bir adamın hikayesi değil; insanlığın, çıkarın, vefasızlığın ve yürek burkan bir sevginin romanı. Paris’in puslu sokaklarını, dökülen sıvalı pansiyon duvarlarını değil de bir babanın içten içe çürüyen kalbini okudum sanki. Goriot, yalnızca kızlarını seven bir baba değil; onların mutluluğu uğruna kendinden vazgeçmiş bir adam. Okurken düşündüm: Sevgi ne zaman fazlaya kaçar? Bir insan sevilmediği yerde neden hala kalır? Balzac, kalemini öyle ustalıkla kullanmış ki karakterlerin ruhuna usulca giriyorsunuz. Rastignac’ın yükselme arzusu, Vautrin’in karanlık cazibesi, ama en çok da Goriot’nun sessiz tükenişi insanın içine işliyor. Finalde duygulanmamak elde değil .Belki de uzun zamandır bu kadar sahici bir acıyı roman sayfalarında hissetmemiştim. Son olarak da sessizce yok olan tüm "Goriot"lara bir selam olsun. Keyifli okumalar Honore de Balzac Goriot Baba
Edebiyat
Goriot BabaHonore de Balzac · Can Yayınları · 201718,6bin okunma
Puan vermedi
Nihal Atsız’ın Bozkurtlar kitabında Göktürkler, tarih kitaplarının soğuk sayfalarından çıkıp yaşayan, soluk alan bir millet hâline geliyor. Bu eser benim için yalnızca geçmişi anlatan bir roman olmadı, at nallarının sesini duyduğum, rüzgarın bozkırda nasıl estiğini hissettiğim, bir halkın var olma mücadelesine tanıklık ettiğim destansı bir yürüyüştü. Atsız, tarihi kuru bilgilerle değil; duygu, inanç ve iradeyle örüyor. Göktürklerin yükselişi, siyasi hamleleri ve askeri başarıları anlatılırken, kahramanlık yalnızca kılıç sallamakla sınırlı kalmıyor. Onur, sadakat, töre ve bağımsızlık fikri, satır aralarında sürekli kendini hissettiriyor. Okudukça olay örgüsünün sürükleyiciliği beni ileri çekti; karakterlerin kararlılığı ve iç dünyaları ise metne derinlik kattı. Bu destansı üslup anlatıyı ağırlaştırmadan yüceltiyor. BbKitabı okurken kendimi bir yandan at sırtında savaşlara katılırken, diğer yandan bir milletin kaderini belirleyen kararların eşiğinde buldum. Atsız’ın milliyetçi bakış açısı, metni bir propaganda metnine dönüştürmeden, düşünmeye sevk eden bir bilinç hâli yaratıyor. Tarihi sorgulamaya, kimliğin köklerine inmeye çağırıyor. Bu çağrı, yüksek sesli değil; sarsıcı bir iç ses gibi.... Bozkurtlar, Türk mitolojisine ve tarihine ilgi duyanlar için vazgeçilmez bir eser olduğu kadar, millî kimliğini anlamak isteyenler için de ilham verici bir kaynak. Her satırında Türklüğün özüne dair bir iz buldum; bir duruş, bir inat, bir özgürlük arzusu… Tarihle edebiyatın böylesine güçlü bir sentezle buluştuğu eserler nadirdir. Bozkurtlar, yıllar geçse de değerini koruyacak; çünkü anlattığı şey yalnızca bir geçmiş değil, bir ruh halidir. Hüseyin Nihâl Atsız Bozkurtlar
Edebiyat
BozkurtlarHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken · 201417,9bin okunma
Puan vermedi·163 syf.··
2019 4. kitabı
Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna kitabı benim için hiçbir zaman yalnızca bir aşk hikayesi olmadı. Aşkın gölgesinde büyüyen yalnızlığı, insanın kendisiyle kuramadığı bağı ve modern bireyin toplum içinde yavaş yavaş silinişini anlatan çok katmanlı bir iç yolculuk oldu. Her satırda sessizliğin ne kadar gürültülü olabileceğini fark ettim. Raif Efendi ile tanıştığımda onu ilk bakışta silik, içine kapanık, hayata karışmayan bir adam olarak gördüm. Ancak ilerledikçe, bu sessizliğin bir yoksunluk değil, derin bir iç dünyanın sonucu olduğunu anladım. Raif Efendi duygusuz değil tam tersine, duygularını yaşayamamış bir adamdı. Toplumun ondan beklediklerine boyun eğmiş kendi benliğini ağır ağır susturmuştu. Onun yaşamı bana bireyin toplumsal normlar altında nasıl ezildiğini gerçek hislerini bastırdıkça varoluşunun nasıl solduğunu gösterdi. Raif Efendi’nin içine kapanıklığının geçmişi Berlin’de yaşadığı gençlik yıllarına ve Maria Puder’e uzanıyor. Sabahattin Ali Raif’in iç dünyasını öylesine incelikle açıyor ki, onun hayal kırıklıklarını, korkularını ve aşkını adım adım hissedebildim. Maria Puder, Raif’in hayatındaki tek gerçek yaşantıydı; belki de ilk ve son kez yaşadığını hissettiği andı. Maria yı kaybettikten sonra ise Raif’in hayatı anlamını yitirmiş bir tekrarlar dizisine dönüşüyordu. Bu noktada roman, modern insanın yalnızlığını ve duygusal yalıtılmışlığnı bütün çıplaklığıyla karşıma koydu. Maria Puder, benim gözümde romanın en güçlü figürlerinden biri. O, yalnızca Raif’in aşık olduğu bir kadın değil aynı zamanda toplumun kadına biçtiği rolleri reddeden, özgür ve bağımsız bir birey. Maria sevgiyi yaşarken bile kendinden vazgeçmeyen bir karakter. Raif'n ona duyduğu aşkın temelinde Maria’nın cesareti, özgürlüğü ve hayata karşı açık duruşu
Edebiyat
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025376,2bin okunma
Ruhun Kahini Dostoyevski'nin Ezilenler Romanı
9/10
·394 syf.··
2024 3. kitabı
Ezilenler’i okurken, Dostoyevski’nin yalnızca bir romana değil sürgünle yaralanmış bir ruhun yeniden hayata tutunuşuna imza attığını hissettim. Bu kitap onun Sibirya sürgününden sonra kaleme aldığı metinler arasında özel bir yerde duruyor çünkü burada, ileride Suç ve Ceza, Budala ve Karamazov Kardeşler’de tüm ağırlığıyla karşımıza çıkacak temaların ilk nabzı atıyor. İnsan acısı, toplumsal eşitsizlik, vicdan ve varoluş soruları… Henüz tam anlamıyla felsefi bir derinliğe ulaşmamış olsalar da bu romanın satır aralarında sessizce kendilerini belli ediyorlar. Bu yüzden Ezilenler bana göre Dostoyevski’nin büyük romanlarına açılan karanlık ama kaçınılmaz bir kapı. Diğer büyük eserleriyle karşılaştırıldığında anlatımın daha sade olduğu hemen fark ediliyor. Ancak bu sadelik metnin duygusal yoğunluğunu asla zayıflatmıyor aksine okuru doğrudan kalbin ortasına bırakan bir etki yaratıyor. Suç ve Cezadaki felsefi ağırlık ya da Karamazov Kardeşler’deki metafizik sorgulamalar burada daha geri planda fakat Dostoyevski’nin insan doğasına dair keskin gözlemleri ve psikolojik çözümlemeleri tüm gücüyle hissediliyor. Ben bu romanda yazarın insan ruhunu izlerken neredeyse fısıldadığını ama her fısıltının derin bir yankı bıraktığını düşündüm. Roman fakir bir yazar olan İvan Petroviç’in gözünden anlatılıyor ve bu bakış açısı beni olayların hem tanığı hem de duygusal ortağı haline getirdi. İvan’ın çocukluk aşkı Nataşa, onun babası İhmenev, Nataşa’nın sevgilisi Alyoşa ve Alyoşa’nın babası Prens Valkovski arasındaki ilişkiler yalnızca bir aşk ya da aile meselesi değil;l sınıfsal farkların ve ahlaki çöküşün sahnesi gibi duruyor. İvan’ın masum ve yetim bir kız olan Nelly’yi himayesi altına almasıyla birlikte roman,kişisel bir hikâyeden toplumsal bir yaraya dönüşüyor. İvan
Edebiyat
EzilenlerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202223,8bin okunma