• Mir'at-ı Cünun
    Mir'at-ı Cünun Aşık Paşazade - Osmanoğullarının Tarihi; Tevarih-i Al-i Osman'ı inceledi.
    517 syf.
    ·4 günde·Puan vermedi
    Aşık Paşa, Türkçecilik akımının önde gelen bir siması olarak Garibname gibi büyük bir mesneviyi ortaya koyar. Oğlu Elvan Çelebi, Menakıbü'l-Kudsiyye adlı eseriyle Türk kültür hayatında menkıbe türünün ilk örneğini verir. Yine bu sülalenin bir devamı olan ve Aşık Paşa soyundan olması nedeniyle Aşık mahlasını kullanan ve bütün bir on beşinci yüzyılı hayatıyla dolduran Aşık Paşazade de (Y.1393-Y 1485), anonim tarihleri bir tarafa bırakırsak, tarih türünün ilk eserini kaleme alır. Bu tarih, yazarı bilinen, gerçek anlamda ilk Osmanlı tarihidir. Tevarih-i Al-i Osman veya Aşık Paşazade Tarihi adıyla anılan bu eserde Osmanlı sülalesinin şeceresi verildikten sonra bunların Anadolu'ya gelmeden önceki maceraları, Anadolu'ya gelişleri, kaç bölük oldukları, hangilerinin Anadolu'da kaldığı ve kalanların Türk tarihinde aynadıkları roller, Süleyman Şah'tan II.Bayezid'e gelinceye kadar bütün ayrıntılarıyla ele alınmıştır.

    Kitabın anlatımına geçersek

    Türkçenin bütün devirleri için düşündüğümüzde Aşık Paşazade'nin eserini açık, anlaşılır ve akıcı bir dille yazdığı­nı görürüz. Üslubunun tatlılığı ve dilinin akıcılığı, her şey­den önce samimi olmasına bağlıdır. Bu durum, eserin kalabalık topluluklar arasında okunmasını da sağlamıştır. Ayrı­ca eserinde sık sık diyaloglara yer vermesi ve kısa cümleler kullanması, bu canlılığı daha da artırmıştır. O, diyalogların­ da sadece iki kişiyi karşı karşıya getirip konuşturmaz, bu konuşmaya zamanın havasını da katar. Bu diyaloglar, olaylara bakarak ortaya konmuştur. Yine diyaloga yakın bir şe­kilde, zaman zaman okuyucuyla da karşı karşıya gelir. Üslubundaki akıcılık ve dilindeki tatlılığın buna bağlı olarak geliştiğini söylemek mümkündür. Özellikle soru ve cevap kısımları, bu açıdan çok etkilidir. Yazar eserinde her türlü cümle çeşidine yer verir. Bu açıdan eserin Türk dili tarihi bakımından önemli bir yer tuttuğunu görürüz. Aşık Paşazade'nin dilindeki ve üslubundaki akıcılığın bir başka sebebi daha vardır. Ahmed Aşık! Yerine ve olaylara göre dili kullanma da usta bir yazardır. Yine hadise, zaman ve mekana bağlı olarak okuyucunun dikkatini çeker. Bu anlatımda ise halk ruh ve yaşayışından faydalanır. Ve her anlatımı tekrar şiirle anlatarak şairliğini de konuşturur.

    Kitabin nushalari

    1. Upsala nushası: Tornberg kataloğunda 279 numara ile gösterilmiştir. Kitabın adı yoktur. Gayet güzel yazılmış bir nushadır. Fakat imla yanlışları ve ihmaller oldukça fazladır. Yanlış ciltlenmiştir ve kitapta dört yerde büyük atlamalar vardır. Giese bu nushayı kendi basımına temel yapmıştır.
    2. Murdtmann nushası: "Menakıb ve Tevarih-i Al-i Osman" adında bir kopyadır. 1859 da Henri Cayol'un elinde bulunan bir yazmadan istinsah olunmuş; fakat sonra Cayol orijinali kaybolmuştur. Pek iyi bir nushadır. Fakat bunda da ihmaller ve imla yanlışları görülüyor.
    3. Berlin nushası: Prusya Devlet Kütüpanesinin şark yazmaları kısmında 2448 numarada "Menakıb ve Tevarih-i Al-i Osman" adıyla kayıtlıdır. Sonunda birçok sayfalar eksiktir. Giese'ye göre en iyi yazma budur. Fakat Giese kendi basımına başladıktan sonra bunu görebilmiş ve bunu hasıma temel yapamamıştır. Berlin nushası önce Istanbul'da kitapçıların elinde bulunuyordu. Maalesef Almanlara satıldı. Bu nushayı gören Raif Yelkenci bu harekeli ve güzel nushanın aşağı yukarı 950 (=1543) yılla­rında istinsah edilmiş olduğunu söylüyor.
    4. Dresden nushası: Adı "Tevarih ve Menakıb-ı Al-i Osman" dır. Dresden Kral Külüpanesi şark yazmaları kataloğunda 60 numarada kayıtlıdır. İyi bir yazmadır. Fakat bunda da mühim atlamalar vardır. Bir de Türkçe kelimeler yerine Arapça-Acemce kelimeler oturlulmuştur ki bu gayretkeşlik başka yazmalarda yoktur.
    5. Nikolsburg nushası: Nikolsburg (Mahren) Şatosunda Prens Ditrichstein'ın kütüpanesindeki nushadır. İhmaller, acelecilikler ve imla yanlışları ile doludur. Fakat tam bir nushadır. 897 (=1492) tarihine kadar gelmektedir.
    6. Vatikan nushası: Adı "Kitab-ı Menakıb-ı Tevarih-i Al-i Osman"dır. Güzel yazısına rağmen pek kötü bir yazmadır. Sayfa rakkaroları da yanlıştır. İçinde eksikleri de vardır. Buna rağ­men istinsah tarihi belli olan tek nusha budur. Istanbul'da Katib Mustafa tarafından 997 rebiülevvelinin ortasında (=1589 şu­ batının başı) istinsah edilmiştir.
    7. Istanbul nushası: Müze-i Hümayunda bulunan bu nusha Istanbul hasuruna temel olmuştur. 908 (==1502) yılına kadar gelmektedir. Eksikler ve yanlışlarla dolu ve bazan da karışık bir nushadır. Fakat bazı noktalarda diğer nushalan tamamlamaktadır.
    8. Paris nushası: 118 numaradadır. ifade farkları bakımından öteki nushalardan epey ayrıdır. Bundan dolayı Giese, nusha farklarını gösterememiştir. Aradaki farkların çokluğu ve başka sebepler yüzünden Wittek bu nushayı Aşıkpaşaoğlu'nun kaynağı saymıştır.
    9. Mısır nushası: Ezher Camisinde (Rivaq ül-Etrak, Nu. 3732) bulunan bu nusha hicri 900 yılının safer ayına ait(== 1494 kası­ mı) bir vak'a ile bitmektedir. Giese bu nushadan faydalanamamıştır. Bu nushayı ilim dünyasına tanıtan Joseph Schacht onu "büyük kalın bir yazma; güzel, büyük yazı, tamamen harekeli" olarak vasıflandırmaktadır. (Kahire ve Istanbul Kütüpanelerindeki Eseriere Dair, Nu. 88, Prusya İlim Akademisi Felsefe-tarih Şubesi tebliğleri, berlin, 1928).
    10. Kilisli Rıfat tarafından bahsedilen nusha: Kilisli Rıfat, "Türk Yurdu, dergisinin 1927' de çıkan 28. sayısında cilt: 5) bu yazmadan bahsediyor, baştan ve sondan eksik olmasına rağmen Istanbul basımından daha iyi olduğunu söyliyerek bazı örnekler vermek suretiyle Istanbul basımının yanlışlarından birkaçı­nı düzeltiyor. Bugün bu nushanın nerede olduğu belli değildir. ll. Ahmed Vefik Paşa nushası: Böyle bir nushanın olduğu Ahmed Vefik Paşanın 9 teşrinievvel 1292 de A. D. Mordtmann'a yazdığı mektuptan anlaşılıyor. Fakat bu nushanın da ne olduğu belli değildir. Tevarih-i AI-i Osman'ın eksik nushaları da şunlardır:
    1. Oksford nushası: Her sayfası 18-21 satırdan 17 yapraklık bir Aşıkpaşaoğlu parçası olan bu eser basılmamış Ethes kataloğunda 2049 numaradadır. Bu nushada şiirler yoktur. Bab baş­lıkları da çoklukla ihmal olunmuştur.
    2. Viyana nushası: Viyanacia İmparator-Kral Kütüpanesinde 982 numaradadır. 20-30 sayfalık bir parça olan bu nusha Istanbul nushasına benzemektedir.
    3. Paris nushası: 50-60 sayfalık bir parça olan bu nusha Upsala nushasına benzemektedir.
  • Haber verildi, her tarafın halkı bölük bölük belirlenen vakitlerinde geldiler. İlk olarak vilayetin alimleri davet olundu. Padişah da devletle saltanat tahtına geçip oturdu. Sağ tarafına Mevlana Fahreddin Fazıl, sol tarafına Mevlana Tusi, karşısına da Mevlana Şükrullah Fazıl oturdu.
  • Gel şimdi ey insan suretine girmiş tertemiz cevher
    Ki senin için var olmuştur bu ülkeler, bu toprak

    Senindir kainatın feleklerinin meydanı
    Eriş meydanına sen çabucak

    Acele et, atına bin de gel
    Karaman saçmak ister başına toprak

    Gel artık ey sevgili dost Sultan Mehmed
    Karaman'ın gözüne bir mezar sürmesi çek

    Karamanoğlu kuluçkaya yattı
    Doğurdu karga, kuzgun ve çerçöp

    Haramzadeler doğurdu da ad verdi
    Değil bunların o nesepleri gerçek

    Kimine Germiyan AydınTeke der Yalandır Menteşeli dişi erkek
  • Sultan Murad Han Gazi, Kosova Muharebesi'nden kutlulukla gelip Edirne'de tahtina oturunca, Halil Paşa'ya, "Kızımın çeyizini yapıp çıkardım. Şimdi de oğlum Sultan Mehmed'i evlendirmek isterim. Ancak Dulkadıroğlu Süleyman'ın kızı­nı almalıyım. Sonra o Türkmen bizimle doğruluk etmiştir." dedi. Halil Paşa da, "Sultanım, olsun, hem layıktır." dedi. Derhal Amasya'dan Hızır Ağa'nın hanımını gönderdiler. Sürdü Elbistan'da [Albostan]Süleyman Bey'e vardı. Süleyman Bey'in beş kızı var idi. Beşini de huzruna getirtti. Hızır Ağa'nın hamını kızları gördü ve beğendiği kızın eline yapıştı. İki gözlerinden öptü. Sonra yürüyüp geldi ve padişa­ha haber verdi. Süleyman Bey'in itaatini, kızının güzelliğini ve huyunu hulkunu anlattı. Sultan Murad da kabul etti. Sonra tekrar Hızır Bey'in hanımını ve Rum'un ileri gelenlerinin hanımları ve beyleri hep birlikte kız almak için gittiler. Süleyman Bey gelenleri kendi karşıladı. Çok hürmet etti ve dünürlere yer gösterdi. Adet ve ananeleri ne ise, o düzen üzere törelerine göre her bir iş tamamlandı. Sonunda kızın elini Hızır Bey'in hanımının eline verdiler, kızı alıp doğru Edirne'ye getirdiler. Padişah kızın çeyizini görünce, "Benim töremde böyle değildir. Sonra bu azdır." dedi. Yeniden kı­za, padişahlara layık çeyiz yaptı ve gelinin çeyizine ekledi. Etraftaki padişahları düğüne davet etti. Alimler ve fakirler toplandı. Hadsiz hesapsız, sınırsız olan padişahın ihsan ve bağışları bütün insanlara yetişti.
  • Bu zavallı aciz insan dünyada nelerle karşılaştı,
    Ona Allah'ın neler kısmet ettiğine bir bak.
  • Ansızın padişah birine kızsa, sakalım kesip eşeğe bindirirlerdi. Şimdi ise insanlar eşek adetini beğenir oldular, binip dururlar. Ve bunlar sakallarını kendi istekleriyle keser oldular. Bu sakal kırkma adeti eski Avrupa'dan kalmıştır. Bunu Avrupa'dan cünüp ışıklar almıştır. Özellikle şimdiki zamanda hoşgörülür oldu. Hanımlar saçlarını kesmeye başladılar. Erkekler de sakallarını kesiyorlar.