Şimdi bakıyorum o eski film şeritlerine, o buğulu akşamlara;
Selvi Boylum Al Yazmalım’ın o içi içine sığmayan, yaralı İlyas’ı,
Kırık Bir Aşk Hikâyesi’nin o kendi yalnızlığında boğulan Fuat’ı,
Alev’in o dalgalarla boğuşan Yağmur Reis’i,
Köprü’nün o idealist, o fırtınalı mühendis Ahmet’i...
Bodrum Hâkimi’nin Ömer’i, Devlerin Aşkı’nda gururuyla çarpışan Tarık'ı...
Sonra bir köşede, duvarların arkasında Karılar Koğuşu’nun Murat’ı,
72. Koğuş’un o kederi göğsünde taşıyan Ahmet Kaptan’ı
Ve adaletsizliğin o sağır kapısında tek başına devleşen Tatar Ramazan...