8/10
·440 syf.··
Beğendi
·
2026 40. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 16:34
Birinci Dünya Savaşı’nın son dönemlerinde İngiltere kırsalında geçiyordu olaylar. Erkeklerin çoğu savaşa gitmiş, birçogunun ölüm haberi, bir kısmının da fiziksel ve psikolojik olarak yaralı bedeni dönmüştü geriye. Bu nedenle oluşan işgücü kaybını telafi ederek tarımsal üretimi sürdürmek ve yiyecek sıkıntısını önlemek için, tarla, bahçe, hayvancılık işlerini yapmak üzere Kara Kadınları Ordusu kurmuştu İngilizler. Geride kalan kadınların bir kısmı, cephede ve hastanelerde hemşirelik yaparken, bir kısmı da bu kara kadınları ordusuna katılarak destek vermeye çalışıyorlardı ülkelerine. Kitabımızın kahramanı Emily Bryce da bu kara kadın ordusunun üyelerinden biriydi. Emily, babasının yargıc olması nedeniyle orta sınıf bir ailede yetismiş, o zamanlarda kadınlar için üstün bir özellik olarak görülen, eğitimli bir genç kızdı. Ailesi sosyeteden uygun bir damat adayı arasa da, evlerinin yakınındaki hastanede tanıştığı Avusturalyalı pilot Robbie Kerr’le tanışması, ailesinin bu konudaki tüm planlarını bozacaktı. Robbie’nin yaşadıkları yerden farklı bir yerdeki hastaneye naklinden kısa bir süre sonra yirmi birinci yaşını dolduran Emily de, hem ailesinin baskısından kurtulmak, hem Robbie’den ayrılmamak, hem de ülkesine hizmet etmek için katılmıştı Kadınlardan oluşan kara ordusuna. Bu Ordu’da şartlar çetindi. Emily gibi fiziksel çalışmaya alışkın olmayanlara göre daha da zorluydu üstelik. Ama, inatçı, kararlı ve aşık bir Emily Bryce’ı vazgeçiremeyecekti yolundan tüm bu zorluklar. Ailesinin kendisini reddetmekle tehdit etmesi ve Robbie’nin iyileşip savaşa geri dönmesi de Emily’nin bu orduya daha sıkı sarılmasını sağlayacaktı. Asıl ailesini kaybetmiş gibi hissetse de, Ordu’da tanışıp tüm zamanını birlikte geçirdiği başta Daisy ve Alice olmak üzere, Maud, Bayan Anson, Maureen, hatta
Zafer BahçesiRhys Bowen · Arkadya Yayınları · 202638 okunma
Puan vermedi
Romanın merkezinde Gustav var:aklını bir çantada taşıyan,kapağı kapandığında içine hapsolan bir adam.Bu metafor,hem deliliği hem de içsel sıkışmayı simgeliyor.Gustav’ın yolculuğunda bir kadın,yaşlı bir adam, yardımsever bir kadın,iblis, rahibe ve hatta “Portekiz Mektupları”nın iskeleti gibi figürler yer alıyor. Yazar Gorlassar Lugardis mahlasıyla yayımlanan Bir Kağıt Daha romanı,Gustav adlı karakterin aklını bir çantada taşıdığı sıra dışı hikâyesiyle dikkat çekiyor.Kitap,aşk, delilik ve benlik üzerine yoğun metaforlarla örülmüş;okurlardan hem övgü hem de sert eleştiriler almış durumda. Kitapda öne çıkan alıntılar, *”Gustav,aklını bir çantada taşıyor ve kapağı kapandığında bu çantanın içine hapsoluyordu.” *”Bir kadının gözyaşları sizin taşıyamayacağınız kadar ağırdır.” *”Biliyorum,bazen derin bir acı,insana ölmemesini söyler.Çünkü ölse de o acıdan kurtulamayacak gibidir.” “Bir çanta var,ağır ve sessiz, içinde aklın,içinde sırların giz. Kapağı kapandığında dünya susar, senin kırılganlığın,bir gölge gibi taşar. Bir kadın gözyaşıyla yolunu ıslatır, yaşlı bir adam sana sabrı hatırlatır. İblis fısıldar: ‘Kaçamazsın kendinden,’ ama sen bilirsin,merhamet en büyük zırhındır. Her kağıt,bir yara izi, her satır,bir yeniden doğuş müjdesi. İnsanın,benim ve senin yolculuğun da böyledir: çanta ağırdır,ama içindeki ışık karanlığı delip geçer.”
Bir Kağıt DahaGorlassar Lugardis · Yakın Plan Yayınları · 201140 okunma
Reklam
Puan vermedi·320 syf.··
2026 22. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 12:56
Sevdiğiniz herkesin yaşlanıp ölüşünü izlemek zorunda olduğunuzu düşünün ve  dikkat çekmemek için her sekiz yılda bir kimlik ve şehir değiştirmek zorundasınız bir de asla ama asla aşık olmamanız gerekiyor. Çünkü aşk, bir faniye bağlanmak ve kaçınılmaz olarak yeniden o devasa kayıp acısıyla yüzleşmek demek. Yüzlerce yıl yaşamak mı? Sanırım istemezdim ben de. Kitap  fantastik bir metafor üzerinden tamamen insan olma sancısını ve yaşama tutunma çabasını anlatıyo esasında, yüzlerce yıl yaşasan da. Matt Haig bize Tom aracılığıyla çok güzel bi şey fısıldıyor, Zamanı durdurmanın yolu, zamanda asılı kalmak ya da ölümsüz olmak değil. Zamanı durdurmanın tek yolu, anı gerçekten yaşamak ve ne pahasına olursa olsun sevebilme cesaretini göstermek. Çünkü acı çekmek, hayatta olmanın ve hissetmenin bir kanıtı. Kitabın dili su gibi akıcı.Tarihsel figürlerin hikayeye dahil oluşu hiç sırıtmıyor, aksine Tom'un melankolisini çok güzel beslemis. Eğer bu aralar hayatın koşturmacası içinde kendinizi kaybolmuş hissediyosanız, Tom'un 400 yıllık bilge ama yorgun sesine kulak verin. İçsel, sakin ve hüzünlü ama sonunda umut vaat eden bir yolculuk.
Zamanı Durdurmanın YollarıMatt Haig · Domingo Yayınevi · 202215,1bin okunma
Olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu.
9/10
·180 syf.··
Beğendi
·
2026 79. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 14:52
Dünya klasiklerinin en önemli bir başyapıtı ve tiyatro eserini okumanın hazzını yaşadım. Zira okuyanlar bu zevki bilir. Eser, William Shakespeare in diğer eserlerindeki tarzını burada da yansıtıyor. Konusuna gelince, babasının ölümünün ardındaki sırrı öğrenen genç prensin intikam arzusu ve çabaları etrafında örülüyor. Danimarka sarayında geçen hikaye, ihanet, entrika, taht savaşları, delilik ve tam bir ahlak hikayesi. İnsan psikolojisinin derinliklerine inmeyi başarmış olan bu eser okurlarına çok şey katacak diyebilirim. Sürükleyici ve akıcı tarzı ile geçmişten geleceğe uzanacak ve daha çok uzun yıllar okunacaktır şüphesiz. Keyifle okunsun.
HamletWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202358,4bin okunma
Aşk,kıskançlık,insan ruhunun gelgitleri.Kısa,etkisi uzun sürüyor.
7/10
·302 syf.··
2026 10. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 15:20
Peyami Safa, Şimşek’te insanın duyguları karşısındaki çaresizliğini ve yanlış seçimlerin sonuçlarını sade ama çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor.
ŞimşekPeyami Safa · Ötüken Yayınları · 20222,289 okunma
Tekrar Tekrar Okumaktan Bıkmayacağım
10/10
·240 syf.··
2026 23. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 00:00
Mahvolmuş bir vaziyetteyim ve sanırım bu kitabı sindirmem için epey bir zaman gerekecek. Kitap kulübümüzün haziran ayı kitabı Onur Ayı'na özel bir konseptle Adınla Çağır Beni seçilmişti. Bu beni epey bir mutlu etti çünkü yıllar önce filmini seyrettiğimden beri kitabı delicesine merak ediyordum ve hiç vakit kaybetmeden kitabı okumaya başladım. Fazlasıyla etkileyici, tutku ve şehvetle donatılmış, tüm çıplaklığı ve ilkel duyguları ile okuduğum bir aşk hikayesiydi bu. Oliver ve Elio, Elio ve Oliver... Bizim ülkemizden pek çok okurun tanımladığı "sapkınlık" veya "rezillik" yorumlarına hiç katılmadığımı söylemek istiyorum. Çünkü aşk biraz da böyledir, sevgili dostlar. Aşk; arzu ve şehvetten bedeninizin yanıp kavrulduğu ve "o kişinin" her şeyini bütünüyle istediğiniz bir duygudur. Sonsuz bir çekim vardır aranızda ve o kişinin her bir zerresine muhtaçsınızdır. İşte Elio da böyle duygularla görüyor Oliver'ı. Kitabı okurken elimden kalemi düşürmedim, altını çizdiğim bir sürü satır oldu. Yorumumda bu alıntılara da yer vereceğim. "Dostluk sözcüğü geldi aklıma. Ama herkes tarafından bilindiği şekliyle dostluk hiç ilgimi çekmeyen, yabancı, ekilmemiş toprak gibi bir şeydi. Oysa benim, onun taksiden inmesinden Roma'da vedalaşmamıza dek hep istediğim şey belki de bütün insanların birbirinden istediği, yaşamı yaşanabilir kılan şeydi." Elio'nun ne istediğini anlatan en güzel pasaj buydu belki de. Utangaç, içine kapanık, pek arkadaşı olmayan ve dostluk tanımından bihaber olan Elio, Oliver'dan bunu hiç talep etmemişti. "Onun ölmesini de istiyordum, çünkü onu düşünmekten ve bir daha ne zaman göreceğim konusunda endişelenmekten kendimi alamadığıma göre, ölümü hiç olmazsa bu işe bir son verirdi bari." Elio'nun sevdiğine duyduğu merak bedenini öyle ele geçiriyor ki onun ölmesini bile
Adınla Çağır BeniAndré Aciman · Sel Yayınları · 20244,325 okunma
Reklam
Reklam