Mektuplar üzerinden takip edilen bir hayatın neredeyse 10 yılına bizi de tanık ediyor Sybil. Her mektupta karakteri biraz daha yakından tanıyor, acılarına, öfkesine, kaygısına, hüznüne, korkusuna, cesaretine, sevgisine, sadakatine, yasına, dürüstlüğüne, merakına, muzipliğine yakından tanık oluyoruz. Tamamı mektuplar ve epostalar üzerinden kurgulanmış bir roman. Bu kadar özel bir yazışma tekniği seçilince, okur olarak sanki o gizli kalan hayatlara, iki kişi arasında sessizce gidip gelen sırlara da vakıf oluyor gibi hissediliyor ister istemez. Metnin sahiciliği, samimiyeti artıyor. John Didion gibi şahane bir yazarla da yazışıyor Sybil, aynı özenle arkadaşının sorunlu oğlu Hanry’le de… Mektup yazma işini acayip ciddiye alıyor ki bence de bu özeni hak eden bir yazışma şeklidir mektuplaşmak. Her sorununu mektupla hallediyor Sybil. Bir çok mektubun sonundaki kitap isimlerinden yapılacak liste, okuru edebi olarak çok mutlu edecek nitelikte. Ben çok severek okudum. Özenli ve akıcı çevirisinden de çok memnun kaldım. Öneririm.