7/10
·204 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 12:00
Bu kitap 101 atasözü kitabının deyimli haliydi. Kitapta deyimler, deyimlerle ilgili hikayeler hikayelerle ilgili yanda ise deyimlerBu ile ilgili sözler yazıyordu. Atasözlerini okuyup sevdiysen bu kitapta güzeldi. Herkese tavsiye ederim.
101 Deyim 101 ÖyküSüleyman Bulut · Can Çocuk Yayınları · 2025683 okunma
Savaş barıştır Özgürlük köleliktir Cehalet kuvvettir
10/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2026 59. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 23:25
1984’ü bitirince insanın zihninde önce olaylar değil bu ses kalıyor. Orwell sana bir hikaye anlatıp çekilmiyor seni sloganla telescreen’le ihbarla korkuyla hafızanın çöküşüyle aynı odada bırakıyor. Roman boyunca anladığım. Bu kitap bir rejimin ne kadar zalim olabileceğini anlatmaktan çok insanın hangi noktalarda içeriden kırıldığını anlatıyor. George Orwell 1984’ü 1949’da yayımladı romanı ağır veremle boğuşurken yazdı ve son sayfalarını Jura’daki evinde tamamladı. Kitap yalnızca bir distopya klasiği olmadı Big Brother Thought Police Room 101 doublethink ve Newspeak gibi ifadeleri gündelik dile taşıdı. Bunun sebebi de şu 1984 iktidarın insanı sadece dışarıdan değil içeriden de nasıl biçimlendirdiğini gösteren ender romanlardan biri. Benim için 1984’ün asıl kudreti geleceği bilmiş olmasında değil. Asıl kudreti gerçeğin nasıl eğilip büküldüğünü sevginin nasıl bozulduğunu dilin nasıl daraltıldığını ve insanın nasıl kendi zihnine yabancılaştırıldığını adım adım göstermesinde. Bu yüzden bu romanı okurken bir ülkeye değil insanın savunmasız taraflarına bakıyorum. Romanın Kalbi Bu romanı sadece gözetim toplumu diye özetlemek romanın kalbini ıskalamak olur diye düşündüm. Merkezde kamera değil hakikat üstünde tekel kurma tutkusu var. Winston’ın işi geçmişi düzeltmek değildi geçmişi Parti’nin o günkü ihtiyacına göre yeniden icat etmek. Britannica’nın da özetlediği gibi Parti yalnız bedeni değil düşünceyi hafızayı ve anlamı hedefliyor Orwell Foundation da Winston’ın görevinin olayları Parti sürümüne uydurmak olduğunu açıkça vurguluyordu bizlere. Burada dil dekor değil silah. Orwell daha 1946’da dil gevşedikçe düşüncenin de gevşediğini kötü ve özensiz dilin aptalca düşünmeyi kolaylaştırdığını yazıyordu. 1984 bu fikri soyut bir deneme olmaktan çıkarıp romanın işkence
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·272 syf.·
2026 21. kitabı
101 hikaye, 18 Makale ve Bitiriş'ten oluşuyor. Derin manalı beyitleri var. Okuyup hızlıca bitirmek istesem de mümkün olmadı. Tesiri altına aldı ve okutacağı kadar okuyabildim. Okumadım, okuttu. Bu oldu ve bu durum beni ayrıca etkiledi. Yazımının üzerinden uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen hâlâ canlı hissettiren az sayıda eserden biri. İçine çekip alıyor kimi zaman şefkatle kimi zaman sert şekilde uyarıp anlatıyor Attâr. Aynı zamanda bir çok konuda görüneni, herkesin gördüğünü değil de derinlerini, sırlarını veriyor. Sıradan bir elden çıkmadığını okurken derinden hissediyorsunuz. Okudukça düşünme, düşündükçe tesirlerini göre fırsatını yakalıyorsunuz. Zaten böyle bir eserde böylesine derin kişilerden çıkar. Ayrım gözetmeksizin kesinlikle herkes okumalı. Öylesi bir eser. Hatta benimde ilerleyen zamanlarda "yeniden okunacaklar" listemde yerini aldı. Allah Attâr'a rahmet etsin. Kitaplarla kalın.
EsrârnâmeFerîdüddin Attâr · Ayrıntı Yayınları · 2012349 okunma
8/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 21:49
Bu kitap en beğendiğim kitaplar arasına girdi. Kitabın içinde 101 adet atasözü var ve bu atasözleri ile ilgili 101 adet öykü var üstüne üstün her atasözünün yanında o atasözünün ne anlama geldiği yazıyor. Hikayede anlaşılır bir dil kullanılmış atasözlerinin nasıl çıktığını ve bunların öyküleri merak edenler varsa mutlaka bunu okuyun.
101 Atasözü 101 ÖyküSüleyman Bulut · Can Çocuk Yayınları · 2025564 okunma
10/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2022 5. kitabı
George Orwell’in "1984" romanı, bireyin devlet aygıtı karşısındaki mutlak çaresizliğini ve hakikatin sistematik imhasını konu alan sarsıcı bir distopyadır. Yazarın bizzat şahit olduğu totaliter rejimlerin bir izdüşümü olarak kurguladığı evrende, "Büyük Birader" figürü üzerinden toplumun her an izlendiği, "Düşünce Polisi" ile zihinlerin denetlendiği ve "Yenisöylem" aracılığıyla dilin (dolayısıyla düşüncenin) sınırlandırıldığı bir düzen hâkimdir. ​Roman, Okyanusya’nın kasvetli başkenti Londra’da, Hakikat Bakanlığı’nda çalışan Winston Smith’in rejime karşı içten içe duyduğu nefreti bir günlük tutarak somutlaştırmasıyla başlıyor. Julia ile yaşadığı yasak aşk ve O'Brien üzerinden kurduğu sahte umut bağı, Winston’ı trajik bir sona sürükler; 101 Numaralı Oda’da yaşadığı ağır işkencelerle ruhu kırılan Winston, sonunda celladına âşık hâle getirilerek, sistemin kusursuz bir dişlisine dönüştürülür. ​Winston, geçmişin izlerini arayan "son insan" prototipidir; Julia bu başkaldırıyı daha fiziksel ve anlık hazlar üzerinden yaşarken, O'Brien entelektüel sadizmin ve sistemin sarsılmaz mantığının ürkütücü bir temsilcisidir. ​Orwell "1984"'de gücün, sadece güç için istendiği bir geleceğe dair dünyayı uyarmayı hedeflemiş. Tarihin sürekli yeniden yazılmasıyla hafızasızlaştırılan bir toplumun, mantıksal çelişkileri aynı anda kabullenme yetisi olan "Çiftdüşün" ile nasıl köleleştirildiğini anlatıyor. Yazar; demokratik değerlerin kırılganlığına dikkat çekerken, propagandanın gerçeği nasıl eğip bükebileceğini göstermektir. ​1903-1950 yılları arasında yaşayan, asıl adı Eric Arthur Blair olan George Orwell, adaletsizliğe ve baskıcı yönetimlere karşı duruşuyla tanınan, İngiliz bir gazeteci ve yazardır. Anlatım tarzı; süsten uzak, çıplak, doğrudan ve okuru rahatsız edecek kadar gerçekçidir.
1000Kitap
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200bin okunma
Sahi neydi açlık?
Puan vermedi
Sahi neydi açlık ? Tanrı’nın sessiz kalışına duydugumuz öfke miydi, Yoksa İnsan onurunun kırgınlıgı ya da sadece on kronu gökte arayan bir alem mi ? Ruhun çırpınışı, mideye ait bir sancı mı; yoksa insanın yavaş yavaş dünyadan silinmesi, görünmez hâle geldiğine inanmasımı? Hamsun, karakterine bir isim bile vermemişti. Çünkü o hepimizdik. “Gitgide içimde buralardan uzaklarda başka yerlerde olduğum hissi böyle tuhaf yer etti bende.” Bu açlık, dünyaya ait hissedememenin açlığıydı hatta kendinden uzaklaşmanın açlığı… “Gökteki Allah baba, semadaki serçe gibi beni de düşünmemiş…” diyordu bu karakter. Hamsun'un gözünde sadece yoksulluk değil, kayıtsızlık, aşksızlık.. ve daha birçok şey vardı içimizde barındırdıgımız. Sanki Tanrı bile yüzünü başka tarafa çevirmiş ve onu duymuyor gibiydi. Her aç kaldığında yüzünü göğe dönen bu adam, yalnızlığın ve midesinde hissettiği o zayıf kemiklerin içinde daha da çürümeye başlamıştı. Artık Tanrı tarafından terk edildiğine inandığı gibi, insanlar tarafından da artık görülmediğinden emindi. Sanki Dünya onu sessizce silmiş, yok etmişti. Yaşamaktan yorulmuş bir karanlıktı artık o. Kahkahasını bile şöyle anlatıyordu: “Dilsiz ve bitkindi benim kahkaham; ağlamak özlemini taşıyordu.” Neydi bu ağlamak özlemi? İnsan ağlamayı ne için özlerdi? Çünkü Hamsun'un karakteri'nin ruhu çoktan sönmeye ve kendi gölgesine dönüşmeye baslamıstı. Artık on kronu bulmak mesele değildi onun için. Parmaklarını ısırmak ve kanını emmek doyması için yeterli geliyordu. Ve en sonunda artık kusmak ona daha tanıdık bir his haline gelmeye baslamıstı. Çünkü onun bedeni ruhunun Açlık en karanlık yerine yerleşmiş ve sinmişti. Hepimiz gibi. En kötüsüde ne biliyor musunuz ? Buna alısıyor olusumuz ve Tanrıya bile kırgın haline gelişimiz.. Bugün bu yüzden Hamsun'un bu
AçlıkKnut Hamsun · Varlık Yayınları · 201735,7bin okunma