Aşk; travmalarımızı şiire çevirdiğimiz yerdir.
8/10
·312 syf.··
2026 21. kitabı
Aşk, travmalarımızı süslediğimiz en güzel yalandır; bu yüzden bazı vedalar kalbi değil, çocukluğu kırar. Tarık Tufan bu romanda şu soruyu soruyor: Sevdiğimiz kişiye mi bağlıyız, yoksa onun bizde dokunduğu eksikliğe mi? Eski bir köşk, yaralı insanlar, kaybolan bir kadın ve geçmişin hayaletleri arasında dolaşırken anlıyoruz ki bazı aşklar kavuşamadığı için değil, insanı kendinden uzaklaştırdığı için acıtır. Okuma serüvenim boyunca Firdevs’in gelgitlerine değil, Orhan’ın o gelgitleri kader gibi kabullenişine kızdım. Bir insanın sevmesi başka, kendine yapılan saygısızlığı aşk sanması başka şey. Orhan, Firdevs’i kaybetmekten öyle korkuyor ki önce kendini kaybediyor. Bazı aşklar insanı büyütmez; kendi değerinden vazgeçmeye ikna eder. Roman boyunca en çok bunu izlemek yordu beni: Bir kadının kararsızlığı değil, bir adamın kendi onurunu sessizce terk edişi… Ahmet Hilmi Bey’e ve tamburuna değinmeden geçemem: “Ölmeden önce ölün” “Hangi yarın?” Aşk nedametli bir mesele, üzerine ne kadar çok konuşulursa acizliğiniz o nispette ortaya çıkar. En iyisi susmak.” Kitabın her Ahmet Hilmi Bey bölümüne denk gelince İnsan böyle birinin varlığına hasret çektiğini anlıyor sanki eksik parça Hilmizade çayıymış gibi.. Tüm huzurlu uykuya dalışları ve kabuslarını tevekkili değil Ahmet Hilmi Bey’in koltuğunda tamburu eşliğinde gördü. Kitabı bitirdiğim şu dakikalarda aklımda şu soru var: Nerede bu Saklıkuyu? Beni de bir gün çağırır mı?
Âşıklara Yer YokTarık Tufan · Doğan Kitap · 20234,584 okunma
10/10
·724 syf.·
2026 46. kitabı
Oğuz Atay ’ın TUTUNAMAYANLAR romanı Türk Edebiyatında ilk post modern roman değildir; ilk modern romanıdır. Oğuz Atay’ın bu kitabı modern akımın roman türündeki karşılığıdır. Oysaki Türk edebiyatına modern akım, öykü ile girmiştir ve aslında çok uzun zamandır vardır. Bu bağlamda öyküde Modernist akım ellili yıllarda ortaya çıkmıştır diyebiliriz. Modern Türk romanı açısından önemli bir kırılma noktası kabul edilir. Biçimsel cesareti, ironisi ve yabancılaşma temasını işlemesi nedeniyle çok sevilir. Ancak birçok okur için gereğinden fazla dağınık, zorlayıcı ve kendine hayran bir metin gibi görünür. Sevenleri onu başyapıt olarak görürken, sevmeyenleri romanın çevresindeki kültü daha büyük bulur. Bilinç Akışı Yöntemi Bilinç akışı yöntemi, oluşturulan roman kahramanın zihninden geçenleri, zihninden geçtiği gibi romana aktarma çabasıdır. Modern romanların zor anlaşılmasını sağlayan en önemli unsurdur. Şöyle açıklayalım: Realist bir romanda kahramanın saatlerce düşüncelere daldığını ve saatlerce aynı düşünce etrafında düşünce ürettiğini okuruz. Ancak Modernist roman kahramanı öyle saatlerce aynı konu üzerinde fikir üretemez. Çünkü bilinçten akan şey, o karmaşa, sapmalar olduğu gibi yansıtılır. Buna bilinç akışı denir. Ama Modernistler, sadece bilinç akışı yöntemini kullanmazlar. Modernistler bir konuya odaklanmış iç konuşma, iç monolog tekniği denilen bir konuşma aktarımını gerçekleştirirler ki bunu da ilk kez onlar ortaya çıkarmıştır. Bunlara iç diyalog yöntemi denilebilir. Mesela bazen kendi içimizde muhayyel bir kişiyle konuşuruz, kavga ederiz, kendi kendimize sorular sorarız ki iç monolog da tam olarak budur. Modernist yazarlar, zihinden geçenlerin dolaysız aktarımı konusunda oldukça önemli yenilikler gerçekleştirirler. Modernist yazarlar için insanın fiziksel
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202475bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·168 syf.··
2026 10. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 14:58
Kitabı bir televizyon kanalında gördüm. Adıyla müsemma Aşk Acıtır? Bir aşk hikâyesinden de ziyade anne-kız ilişkisine davet ediyor bizi yazar. Anne Azra, başarılı bir avukat, çünkü köklerinden sürekli başarılı olması, her zaman en olması beklenmiş bir kız çocuğundan, eşi tarafından anlaşılmayan, karı koca ilişkileri de kalmayan ev arkadaşına dönüşerek yabancılaşan iki kişiye evrilen bir sarmal görüyoruz. Azra, eşi tarafından aldatılarak yıpranan ruhunu, kaybettiği yıllarla yüzleşmek için terapiye başlıyor. Salah, bu terapilerde danışanının eşi İlker tarafından aldatılışını, ruh yaralarını paylaşıyor doğal olarak. Bu terapiler terapi danışan ilişkisinden çıkıp dostluğa evriliyor. Dönüşen bu dostluk Azra'nın psikoloji okuyan kızı Sanem'e de sıçrıyor ama, onun da kırgınlıkları, yaraları, istekleri ve babasından beklediği ilgi ve sevgiyi alamaması haklı görüleceği gibi öfkesi ile bütünleşiyor. Ve Sanem üniversitedeki arkadaşı Baran'nın görmek istemediği veya kabul etmek istemediği ilgisine kapılınca aralarında duygusal demek isteyip de diyemeyeceğimiz bir tensel çekim oluşuyor. Bir araya gelişlerinin nedeni anlık. Sanem'in içerisinde, ruhunda taşıdığı ilk aşkının sebep olduğu travma. Birliktelik yaşıyorlar fakat bu kızımızın ifade edişiyle maalesef tecavüz. Annenin tabii ki bundan haberi dahi yok. Kendi derdinde çünkü. Öte taraftan Salah, Azra'ya aşık olduğu için terapiye son verip başka bir arkadaşına yönlendiriyor. Azra, Salah'ın sıkıldığı için terapiyi sonlandırdığını düşünüyor. O değil de kızdım okurken yahu hadi gönlün düşmüş anladım, kızından ne istersin? E Sanem de suçlu bir yerde. Salah'ın yanında staj yaparken danışanları arasına girip ortalığı karıştırdığından staj da hak getire. Kaldı ki bir terapist danışanı ile ilişki yaşayıp kızına da göz kırpamaz ki.
Aşk AcıtırMerve Küçüksarp · Epsilon Yayınevi · 20261 okunma
Uzun Bir Yoldur: Aşk Hikayesi..
9/10
·272 syf.·
Beğendi
·
2026 46. kitabı
İskender Pala’nın aşkı anlattığı eserlerinde, sevda yalnızca iki insan arasında yaşanan bir duygu değildir; insanın kendini arayışı, sabrı ve içindeki boşluğu doldurma çabasıdır. Onun hikâyelerinde aşk, bir gülün dikenine razı olmak gibidir. Acıtır ama insan yine de elini çekmez. Çünkü sevilen kişide biraz da insan kendi ruhunu görür. Aşkın Hikâyesi’nde anlatılan duygular, eski zamanların ağır kokulu mektupları gibi yavaş ilerler. Günümüzün hızlı sevgilerine benzemez. Seven kişi bekler, özler, susar ve çoğu zaman kavuşamamayı da sevmenin bir parçası kabul eder. İskender Pala’nın kaleminde aşk; yalnızca mutluluk değil, aynı zamanda insanı olgunlaştıran bir imtihandır. Onun satırlarında dikkat çeken şey, aşkın gösterişli sözlerden çok küçük ayrıntılarda saklı oluşudur. Bir bakışta, yarım kalan bir cümlede ya da geceyi bölen bir yalnızlıkta… Çünkü gerçek sevda, insanın içine sessizce yerleşir. Ne kadar kaçmaya çalışsa da kalbin bir köşesinde yaşamaya devam eder. Belki de bu yüzden İskender Pala’nın aşk hikâyeleri okunduğunda insan kendini eski bir sokakta yürüyormuş gibi hisseder. Taş duvarların arasında yankılanan duygular, okuyanın kendi hatıralarına dokunur. Ve insan anlar ki aşk, bazen kavuşmak değil; birini kalbinde incitmeden taşıyabilmektir.
1000Kitap
Aşk Hikâyesiİskender Pala · Kapı Yayınları · 20245,1bin okunma
7/10
·400 syf.··
2026 13. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2026 15:07
Kitap gayet açıklayıcı ve güzeldi. Kitaplardan,filmlerden ve günümüzden çok fazla örnekler vardı. Alıntılar konuyu daha da pekiştirdi. Sex and the city, Shakespeare'in bir yaz gecesi rüyası, Madam bovary ve blog yazıları sürekli alıntı yaptığı yerlerden bazıları. "Duygusal açlık asla başkaları tarafından doyurulamaz. Mükemmel insan hayali romantik bir yanılsamadır ve elbette öyle biri yoktur, masallar hariç. Aşk aslında kendimizin dışında elde ettiğimiz bir şey değildir." "Anna karenina'nın sonunda hep ağlarım, böyle birinin aslında var olmadığını bilmeme rağmen." Sinemadan mutlu ayrıldım; çünkü kahramanlar sonunda birleşmeyi başardılar.
Aşk Neden AcıtırEva Illouz · Jaguar Kitap · 201338 okunma
Çünkü, “Bazen erken ölüyor insanlar umutlarından.”
10/10
·496 syf.··
Beğendi
·
2026 36. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 21:48
Spoiler olacak. Yukarıdaki şarkı sözü, çok sevdiğim bir şarkı olan Ateş ve Barut’a ait. No.1’in bir parçası ve benim karakterimi şekillendiren 3 rapçiden birisi. Yani demem o ki bu şarkıyı bu kitaba atfettiysem kitapla sandığımdan daha fazla bağ kurmuşumdur. Bu kitap her şeyiyle -hatta bu seri- benim kafamda bu şarkıyla bağdaştı. Sevdiğiniz bir tür olmayabilir belki ama sözlerine bakarsanız neden öyle dediğimi anlayacağınızı düşünüyorum. En azından bazı cümlelerde aklınıza Beau gelir. Belki de gelmez ama bu şarkıyı her dinleyişimde benim aklıma Hainin Mührü’nu getirip böyle bir kitap vardı ve bana ellerim titrerken inceleme yazdırmıştı dedirtecek. Bu kitap umudumu yitirdiğimi düşündüğüm bir dönemde bana ufacık bir umudun bazen direnişler başlatıp zaferler alıp başka insanlara umut olabileceğini gösterdi. Çok sevdiğim bir kitap var, #k:272469. Kitapta ana erkek karakter Reid’in, ana kız karaktere kitap verdiği bir sahne var. Verdiği kitapta ana karakterler kitabın sonunda ölüyor. Kız da “kitap mutsuz bitiyorsa, ölümle bitiyorsa okumayacağım” diyor. Reid de “Ölümle bitmiyor, umutla bitiyor,” diyor. Bu kitap ölümle bitmedi. Umutla da bitmedi. Ama ölüm ve umutla ilerledi. Bazı ölümler acıtsa da umut olur. Direniş olur. Zafer olur. Devrim olur. Yeniden başlangıç olur. Fazla romantik konuşuyor olabilirim. Haksız da olabilirim. Gerçek hayatta ölümler acıtır çünkü. Fakat bazen bazı hikayelerde bazı kahramanlar kendilerini feda eder ve o hikayenin umudu olurlar. Diğer karakterlerin umudu. Bu seride onlarca umut vardı. Boğar vardı, Pim vardı, Öfke vardı ve en çok acıtan olarak Beau vardı. No.1’in de dediği gibi: bazen erken ölüyor insanlar umutlarından. Ama yine No.1’in de dediği gibi: bizi yolu sokmalarına ve değiştirmelerine izin veremeyiz. O ölen umutlarla kendi
1000Kitap
Hainin Mührü 3Övgü Deveci Safi · Dokuz Yayınları · 202664 okunma