Mazot.
sen o baygin sevgilerin adami degilsin. sana yasamak duser carklarin govdesinde bin demir kapiyla hesaplasmaktan omzun cürümelidir bin cesit gunesle ovulmalidir gaddar ellerin yürü yanginlarin ustune, kendi alevini de getir carpintisiz dakikasi olur mu devrimcinin ki olum her yerde uyaniktir alestadir korkunun yardakcilari tez kizaran gullerden kendini sakin sevgiler urkutsun seni, ask ayri- asktir diye geri geldin o cekic seslerine biraktin vazgecilmez irmaklari gonlune kar yagdiriyorsa cocuk sesleri yetsin dikkat et hicbir sey islatmasin namlulari.
Şiir
Zehra...
Geçen sene Aşura gecesinde içim sıkıldığı için kendimi yollara atmıştım. Sokakta birkaç insandan başka bir şey yoktu, ellerinde Hüseyin yazan kurdelelerden, yeşilli siyahlı bayraklardan başka bir şey taşımayan insanlar... Yaşadığım şehirde mezhep çeşitliliği çok fazladır. Öyle boş boş yürürken biri seslendi "Zehra!" diye. Umursamadan yürümeye devam ettim yine bağırdı Zehra diye. Ben hayatımda bu kadar acı bir ses duymamıştım, sesin sahibini ararken bir ağacın altında adamı gördüm. Elinde dağıttı suların kolisi, öylece oturuyordu. Bizim bu bölgede erkekler genelde yaşı kendinden küçük kızlara "ana" diye seslenir. Ona baktığımı anladığında "Gel Zehra Ana" dedi. Biraz daha yaklaştım, ağlıyordu. Ayağı sakattı, yardım istedi, yardım ettim. Yanından ayrılırken yine Zehra dedi bana. Bazen kafamın içinde yine o adamın sesini duyuyorum, Zehra diye sesleniyor bana. Tırnağı dahi olamam ama bu beni çok çok etkilemişti. Niye anlattım bilmiyorum ama bu günler hepimizin içinde bir yangın gibi yanıyor diye düşünüyorum. Rabbim, Resulullah (sav)'ın ehlibeytinin sevgisiyle bizi şereflendirsin, Cennet'in kadınlarından biri olan Hz. Fatıma annemizin dizinin dibinde oturabilme şerefine nail etsin.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
07:35 GARINDA BEKLEYEN ADAMIN NOTLARI
Oturup akşama kadar seyredilir, Güzel bir bayan. Loş bir ışık gibi, Sokak lambasının altında özgürce yürüyen, İşte o şairdir bu. Oturup çayı da, çorbası da beraber içilir, İlla adamı şair eder. Alır çocukluğuma götürür usuldan, Artık yaşlanmam gerekiyorsa, Bu satırlar berraktır işte o zaman... İçimden geçti güzel yüz, Bir sarhoş, Bir damlasında, Ne viski, ne de şarap, Şairin yıllanmış içkisi... İyice satırlar şımarıyorlardı, Ve sözler hafif kalıyordu. Çocukça yada henüz yeni doğmuş, Bir kalemin mürekkebi düşseydi, İşte o asıl bereketti. AYKUT BARIŞ ÇELİK
Edebiyat
-Gülleri Küstürmekmiş Niyetin
Seni sarıp sarmalayıp seven kimdi? Tek bir gülüşüne kanan kimdi? Çok geç oldu anlamam, Kadere meydan verdik, mağlubuz. Hiçe saydın, yetmedi mi? Kolay mıydı bir aşkı yıkmak? Deli gibi seni düşünen kimdi? Seni seven adamı hiçe saymak, Yakıştı mı şu onursuz gururuna? Sakınırdım seni laf söz gelmesin diye, Bir gün olsun derdimi söylemedim. Sen hep gül diye her şeyi yaptım; Gülmek niyetin değilmiş, gülleri küstürmekmiş niyetin... -turna 22.06.2026
Şiir
Ezginin Günlüğü Pir Sultan kızıyım ben de Banazda Kanlı yaş akıttım baharda güzde Koç babam astılar kanlı Sivasta Dar ağacı ağlar, Pir Sultan deyi, deyi Yıldızdır yaylası dost, Banazdır köyü Dost hey dost, dost hey dost Yaz bahar ayında medet dolanır suyu Sularda ağlaşır hey dost, Pir Sultan deyi Aradım eski hayalleri Vakitsiz geçip giden trenlerde Sevgili arkadaş yüzleri Dünya inan ki bildiğin gibi degil cocuk Geceydi ay vardi, bütün hayatımız Uzak bir yıldızdan düşmüş gibiydi Dilimde bir genclik sarkisiyla Aradım eski hayalleri Dünya inan ki bildiğin gibi değil cocuk Bir dümensiz sandal, belki oyuncak bir kayık Leyla sensin, sevdiğin hayal değil cocuk Eski bir sevdadır akıntıya karsı yolculuk Uzun bir yol vardı, nehir boyunca Derin yamaclardan daglara dogru Bir cocuk bulutlara cıkardı Gördüğü düşün kanadıyla
Müzik
çaresiz gözler
kupa papazının kalbi bile kırık bugünlerde, herkeste farklı bir telaş, herkeste laedri bir yâr'a. sırtını doğan güneşe, yüzünü hüznüme dönen daha konuşmadan içimi onlarca acıyla örten duvarlar şahit. ne zaman gözlerim tavandaki o derin boşluğa dalsa gözlerimin dört bir yanı denizlerle çevrilir, boğulurum. ne zaman kendimden nefret etsem, ne zaman tanrıya elimi açıp, iki çift laf etsem elindeki elma şekerini fakir çocukların önünde şapırdatarak götüren veletler gelir aklıma çünkü o an fakirleşir bedenim, bileklerimin o alaycı tebessümleri ve elinde kan'şekeri fayans üzerinde şıpırdayan halüsinasyon vardır. dikenleri protez güller gördüm ben tutmasını bilene batmadıkları için kırıldı hepsi gülün yüzündeki hüznü süzdü güz gülüşlü sözüm. kıyafetsiz çırılçıplak kelimeler gördüm ben hepsi bir bir dudaklardan intihar eder haldeydi son sözlere müteakip gömülen aşklar gördüm ben iyi bilirdik dendi hepsine, çünkü hepsine kelimeler kifayetsizdi. cam kenarından bir hayat yolculuğuydu yaşamak artık bir yanağımız buğulanmış bir hicrandı, cama yaslanmış diğeri ise; umut süsü verilmiş, kabuklaşmış bir yara. yıllarca hayallerimizin gönderinde dalgalanan aşklarımız bugünlerde yalnızlıklar tarafından indirilmiş durumda