Zülfü Livaneli’nin Serenad romanı, sıradan bir aşk hikayesi gibi görünse de arka planında barındırdığı toplumsal, tarihi ve siyasi ögelerle okuyucuyu derinden sarsan, adeta "anlatılmayanların
Serenad
Genel olarak beğendiğim ve dikkatimi çeken bir kitap oldu. Olay örgüsünün ilerleyişi, geçmiş ve günümüz arasında kurduğu bağ, özellikle de Struma faciası ekseninde anlatılan hikâye oldukça etkileyiciydi. Kitap, sadece bir aşk hikâyesi anlatmakla kalmıyor; tarihin karanlık sayfalarında unutulmuş insan hikâyelerini de gün yüzüne çıkarıyor.
Ancak kitabın anlatım tarzı benim için zaman zaman yorucu oldu. Karakterlerin yaşadıkları olaylar aktarılırken yazarın siyasi görüşleri ve toplumsal eleştirileri çok sık araya giriyor. Başörtüsü, Kürt meselesi, Alevi sorunu, Ermeni sorunu, kadın hakları gibi birçok önemli konuya değinilmesi elbette değerli; fakat bana göre bunların hepsinin aynı hikâyede yoğun şekilde işlenmesi, asıl anlatılan olaydan zaman zaman kopmama neden oldu.
Ayrıca yazarın öğretici bir tavırla sürekli yeni bilgiler verme çabası içinde olduğu hissine kapıldım. Bazı bölümlerde tekrarların fazla olması ve günlük detayların uzun uzun anlatılması da kitabın gereğinden uzun geldiği hissini oluşturdu.
Buna rağmen Serenad’ı tavsiye ederim. Çünkü çok geniş bir okur kitlesine hitap eden, çoğunluk tarafından sevilen ve önemli tarihî olaylara dikkat çeken bir eser. Benim beklentilerimle tamamen örtüşmese de okurken farklı bakış açıları kazandıran, üzerine düşündüren bir kitap olduğunu söyleyebilirim.
Şimdiden okuyacak herkese keyifli okumalar.
Gençler, toplanın; bugün edebiyat dersimiz botanik bahçesinde geçiyor.
Sözlüğe bakmışsınız, "Aşk" kelimesinin kökeninin "sarmaşık" (aşeka) olduğunu görmüşsünüz. Sonra da o
Serenad, Türk edebiyatının ve müziğinin çok yönlü dehası Zülfü Livaneli’nin, ebedi bir aşk hikayesini, İkinci Dünya Savaşı’nın karanlık sayfaları, Struma faciası ve Yahudi soykırımı gibi yakın tarihin en büyük insanlık trajedileriyle muazzam bir kurguyla harmanladığı sarsıcı, derinlikli ve edebi dehası çok yüksek bir başyapıttır. Eser; İstanbul Üniversitesi’nde halkla ilişkiler görevlisi olarak çalışan, hayatın sıradan koşturmacaları arasında kendi kimliğini arayan Maya Duran ile üniversitenin davetlisi olarak Türkiye'ye gelen 87 yaşındaki Alman asıllı Amerikalı profesör Maximilian Wagner’in yollarının kesişmesini merkezine alır. Livaneli; profesörün 60 yıl önce Şile açıklarında batan Struma gemisinde kaybettiği büyük aşkı Nadia’nın anısına sadık kalmak için İstanbul’a gelişini işlerken, arka planda devletlerin acımasız politikalarını, göçmenlerin yaşadığı o büyük çaresizliği ve insanlığın ortak hafızasındaki o derin yaraları dahi bir tarihçi titizliğiyle masaya yatırır. Kitap; bireysel bir aşk hikayesinin ötesine geçerek, insan ruhunun vahşet karşısındaki o asil direnişini harika bir vizyonla sunar. Yazarın o son derece akıcı, gerilimi ve melankoliyi en üst düzeyde hissettiren, insanı kalbinden yakalayan lirik ve keskin dili; okuru adalet, hafıza, kimlik ve vicdan üzerine derin bir muhasebeye davet eder.
SerenadZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2020163,7bin okunma