Piraye, Türk edebiyatının en derin, en sadık ve belki de en sessizce canı yanan figürlerinden biridir. Nazım Hikmet’in "Kızıl Saçlı Amazon"u, hayatının 13 yılını bir adamı hapishane kapılarında bekleyerek geçiren, ancak nihayetinde büyük bir ihanetle baş başa kalan bir kadındır.
Onların hikayesi muazzam bir aşkla başlayıp, edebiyat tarihinin en can yakıcı hayal kırıklıklarından biriyle son bulmuştur.
1. İlk Karşılaşma ve Büyük Aşk
Piraye, Nazım ile tanıştığında iki çocuklu, eşinden ayrılmak üzere olan bir kadındı. Nazım ise ona ilk görüşte aşık oldu. 1935 yılında evlendiler. Ancak mutlulukları çok uzun sürmedi; Nazım Hikmet, siyasi görüşleri ve şiirleri nedeniyle 1938 yılında tutuklandı ve 28 yıl hapse mahkum edildi.
2. 13 Yıllık Büyük Bekleyiş
Nazım, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde çile doldururken, Piraye dışarıda hem iki çocuğunu büyütmeye çalışıyor hem de geçim derdiyle boğuşuyordu. Ancak Nazım’ı bir gün bile yalnız bırakmadı.
Mektuplar ve Şiirler: Nazım, Türk edebiyatının en güzel aşk şiirlerini (örneğin Saat 21-22 Şiirleri) hapishanede Piraye için yazdı.
Sadakat: Piraye, yokluğa ve baskılara göğüs gererek Nazım’ın hem eşi, hem sırdaşı hem de dış dünyayla olan bağı oldu. Nazım onun için bir eşten öte, adeta bir nefesti.
"Ben senden önce esirgenmedim, ben senden önce dinlenmedim... Karım benim, canım benim, Pirayem..."
— Nazım Hikmet
3. İhanet: Münevver’in Ortaya Çıkışı
Takvimler 1948 yılını gösterdiğinde, Nazım Hikmet Bursa Cezaevi'ndeyken kendisini ziyarete gelen dayısının kızı Münevver Andaç'a aşık oldu. Münevver de evliydi. Nazım, Piraye’ye bir mektup yazarak durumu itiraf etti ve boşanmak istediğini söyledi.
Piraye yıkılmıştı. Ancak kısa süre sonra Nazım ve Münevver’in ilişkisi çıkmaza girdi ve Nazım cezaevinde açlık grevine başladı. Ölümün kıyısına