İnanmışların öyküsü…
10/10
·488 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 23:29
Azeroğlu, Ali Haydar, İbo, Hüseyin, Süleyman ve daha başkaları Tohum olup Dersim dağlarında çoğalmak istediler. İnandıkları idealler için, yaz, kış, yağmur, çamur, kar demediler dere tepe aştılar. Yaz mevsimi güzel geçti ama kış çetindi. Buna rağmen yılmadılar. Karlı dağları aştılar, buzlu derelerden geçtiler. Hep yürüdüler… Yürüdüler… Üşüdüler mağaralara sığındılar. Acıktılar köylülere sığındılar. Kirve Memo onlara can oldu. Sohbetiyle güldürürken, karısının “'Viiiiiyy Memo Memo, allah belanı versin, yine başladın." uyarıları okuyana tebessüm ettirdi. Yediği onca dayağa rağmen asla konuşmadı. “Komiser bakışlarını Memo'nun patlayan kanlı tabanlarına, elektrik kablolarına ve inandırıcı kararlılığına yöneltip duruyordu. Altınbilek, "kim bilir belki de herif samimidir. Boşuna uğraşıyoruz" diye düşünüyordu. Polislerde acıma duygusu uyanmıştı. Memo'nun donu yırtılmıştı. Maslahatı ve kıllı kalçası dışarı uğramış gibiydi. Ağzında köpük vardı. Gözleri çıldırmış, bir hayli irileşmişti. Betondaki sudan çürük kan ve tükrük kokusu yükseliyordu. Köşede duran falaka sopalarının üzerindeki kan lekeleri kurumuştu.” s.120 Süleyman Nakış yaralarına derman oldu. Küçük Zozan onları kollayan göz oldu. Kimi canları pahasına dost olurken, kimi düşman oldu. Kimi sığınan devrimcilere kaçmak için yol gösterirken, kimi gidip ihbar etti. Kimi her şeyimiz sizin derken, kimi üç beş kuruş için sırtından vurdu. Okurken aklıma hep Şükrü Erbaş’ın KÖYLÜLERİ NİÇİN ÖLDÜRMELİYİZ şiiri geldi. Şükrü Erbaş’a hak vermemek elde değil. Devrimcilere köylülerin yaptığı iyilik, kötülüğün yanında devede kulak oldu. İyiler parmakla sayılacak kadar azken, kötüler hızla çoğaldı. Dağda gezen devrimcilerin, köylülerin tabiriyle talebelerin hepsi birer pırlanta. Hepsi okuyor, hepsi yazıyor. Kimi şiir
1000Kitap
TohumMuzaffer Oruçoğlu · Sancı Yayınları · 2018327 okunma
Sen Kızıl'sın! Hizmet etmek için doğdun! (Yasıradandeğilsem)
10/10
·392 syf.··
2026 57. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 17:47
Selamlar yeni bir fantastik serinin ilk kitabının yorumuyla geldim. KONUSU: Kan sistemine göre kastlara ayrılan bir evrenimiz var.Kanı gümüş akanlara Gümüşler deniyor. Gümüşler üst tabaka ve belli sihirli güçleri var. (Bazıları ateşi, bazıları suyu kontrol ediyor, bazıları başkalarının gücünü baskılayabiliyor, bazıları görünmez oluyor.) Bir de kanı kırmızı akan kızıllar var. Bunlar alt tabakadalar, Gümüşlere hizmet ediyorlar ve hiçbir güçleri yok. Ayrıca eğer kızıllar iş bulamazlarsa 18 yaşında savaşa gitmek zorundalar. Başrolümüz Mare, geçimini hırsızlık yaparak sağlıyor.3 abisi savaşa gitmiş. Evde sadece küçük kız kardeşi çalışıyor. İşi olmadığından 1 yıl sonra savaşa katılacağının farkında. Son zamanlarında ailesine destek olabilmek için para bulmaya çalışıyor. O sırada en yakın arkadaşı Kilorn'un ustası ölüyor ve Kilorn işsiz kalıyor.Onu işe alacak biri olmadığından birkaç hafta içinde savaşa katılmak zorunda... Mare arkadaşını ve kendisini kurtarmak için bir yol buluyor ama bu yol bedavaya değil. 2 krom (para birimi) bulması gerekiyor. Bu para tüm hayatını karşılamaya yetecek kadar çok! Bazı olaylar oluyor ve tüm umutlarını kaybetmişken para çaldığı bir yabancı onu yakalıyor. Mare hayat hikayesini anlatınca adam ona 1 krom veriyor. Biraz daha konuştuklarında 1 krom daha veriyor ve bunla da kalmayıp Mare'e sarayda iş ayarlıyor. Mare artık krala hizmet eden bir hizmetçi! Lakin olaylar bunla sonlanmıyor! Mare bir kızıl olmasına rağmen şimşeği kontrol edebildiğini öğreniyor! Peki ona ne olacak kral onu idam mı edecek yoksa kendi emelleri için kullanacak mı? YORUMUM: Öncelikle ana evrenin Powerless'la çok benzediği söylemek istiyorum. Dünya bana yabancı gelmedi zaten bildiğim bir evrende gibiydim. Kitap akıcıydı, konunun gidişatını sevdim. Mare'in sıradan
1000Kitap
Kızıl KraliçeVictoria Aveyard · Pegasus Yayınları · 20153,453 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·336 syf.··
2026 23. kitabı
@berfinsamaraz @eldrayayinlari #hediye Teşekkür ederim “İnsan bazen bir kişiyi değil, o kişide hissettiği duyguyu özlüyor…” Beyaz Güvercin benim için yalnızca bir aşk hikâyesi değil; geçmişin yaralarıyla, korkularla ve yeniden sevilmeye cesaret etmekle ilgili duygusal bir yolculuktu. Kitap boyunca Roza’nın iç dünyasını okurken onun kararsızlıklarını, kırgınlıklarını ve aslında sadece huzurlu sevilme isteğini çok net hissedebiliyorsunuz. Azad ve Boran karakterleri birbirinden tamamen farklı iki sevme biçimini temsil ediyor gibiydi. Biri sevgisini sessizce taşıyan, diğeri ise hislerini korkmadan gösteren bir karakterdi. Bu yüzden kitap sadece “kimi seçecek?” merakıyla ilerlemiyor; aynı zamanda insanın geçmişiyle mi yoksa umutlarıyla mı yaşayacağını da sorgulatıyor. Berfin Samaraz’ın kaleminin en sevdiğim yanı duyguları sade ama yoğun bir şekilde aktarabilmesi oldu. Özellikle iç monologlarda karakterlerin yaşadığı kırılmaları okumak oldukça etkileyiciydi. Yer yer klasik romantik kurgu havası hissettirse de kitabın duygusal atmosferi bunu taşıyabiliyor. Bazı olayların daha derin işlenmesini isterdim ama akıcılığı sayesinde kitap kendini okutmayı başarıyor. Kitap boyunca en çok hissettiğim şey; bazen insanın en büyük savaşının başkalarıyla değil, kendi kalbiyle olduğu oldu… Artıları: * Duygular çok net ve yoğun aktarılıyor * Akıcı, kolay okunan bir dil * İçsel monologlar güçlü (özellikle kırılma anları) Eksileri (dürüst olayım): * Konu yer yer tanıdık/klasik gelebilir * Karakter derinliği bazı okurlara biraz yüzeysel hissettirebilir * Daha çok “duygu odaklı”, olay örgüsü ikinci planda Kimler sever?
Beyaz GüvercinBerfin Samaraz · Eldra Yayınları · 20262 okunma
Spoiler var
2/10
·448 syf.··
2026 14. kitabı
ikinci kitaba başlarken artık bazı sırların açığa çıkacağını, karakterlerin oturup gerçekten konuşacağını ve yaşananların daha mantıklı bir zemine oturacağını düşünmüştüm. Ancak kitabı bitirdiğimde hissettiğim şey bunun tam tersi oldu. İlk kitapta beni rahatsız eden birçok unsur devam ettiği gibi bazı noktalarda daha da büyümüştü. Korkunç! Kitap boyunca Mahinev, Ali Asaf'ın onu aldattığını düşünüyor. Açıkçası okur olarak bizim düşünmemiz gereken şey de bu. Çünkü kitap sürekli olarak bizi bu sonuca yönlendiriyor. Ortada Lina var, ortada başka bir kadın var, ortada yıllarca süren sessizlik var ve ortada cevaplanmayan onlarca soru var. Fakat bütün bunların içinde beni en çok rahatsız eden şey Ali Asaf'ın gerçeği biliyor olmasına rağmen hiçbir açıklama yapmaması oldu. Mahinev soru soruyor. Ali Asaf susuyor. Mahinev cevap bekliyor. Ali Asaf yine susuyor. Mahinev acı çekiyor. Ali Asaf hâlâ susuyor. Bu döngü yüzlerce sayfa boyunca tekrar ediyor. Bakın şaka değil yüzlerce sayfa sürüyo. Bir noktadan sonra bu durum gizem yaratmıyor. Sadece hikâyeyi uzatıyor. Karakterlerin yaşadığı sorunları değil, yazarın hikâyeyi uzatmak için karakterleri konuşturmadığını hissetmeye başladım. İlk kitapta da bu vardı ama ikinci kitapta çok daha yorucu bir hâl almış. Nefes aldırmadı.. Lina karakteriyle ilgili de karışık hisler içerisindeyim. Hikâyeye girişini etkileyici buldum. Annesini kaybetmek üzere olan küçük bir çocuğun hikâyesi doğal olarak insanı etkiliyor. Ancak Mahinev'e bağlanma süreci bana fazla hızlı geldi. Evet, travma yaşayan çocuklar hızlı bağ kurabilir ama burada yaşanan bağın yoğunluğu bana yine de yapay hissettirdi. Sanki duygusal etkiyi artırmak için bazı gelişim aşamaları atlanmış gibiydi. Kitabın sonlarına doğru mektuplarla birlikte öğreniyoruz ki aslında Ali Asaf
Mahi 2Tuğba Atıcı Coşar · Pukka Yayınları · 2025185 okunma
Bakmakla, görmek aynı şey mi?
Puan vermedi
"Ağlamak için gözden yaş mı akmalı? Dudaklar gülerken,insan ağlayamaz mı? Çirkin bir tende güzel bir ruh,Kalbi bağla yamaz mı?".
Alıntı
Uçurumun Dibindeki DoğrularVictor Hugo · Islık Yayınları · 2016641 okunma
Sonra Gözler Görür
8/10
·504 syf.··
2026 36. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 15:30
Hikmet Hükümenoğlu'nun okuduğum ilk kitabı oldu açıkçası yazarla tanışmakta geç kaldığımı düşündüm çünkü bu kitap akıp gidiyor. Yazarın okuduğum ilk kitabı olmasına rağmen dilinin akıcılığı ve okuyanı yormayan bir anlatım tarzını beğendim. Bu kitap polisiye türünde yazılmış. Aşk, ihtiras, hırs, sadakat ve birçok duyguyu içinde barındıran bir hikayesi var. Çok derinlikli bir kitap değil ama hızla okuyup bitirme isteği uyandırdı. Bence yazar kitapta bize şunu düşündürüyor tüm çocukluğumuzu, gençliğimizi birlikte geçirdiğimiz, ben onu tanırım dediğimiz insanları aslında ne kadar tanıyabiliriz bizi şaşırtamazlar mı ya da bir insan aslında her zaman  dışarıya gösterdiği kişilikte midir yoksa dışarıya görünmek zorunda olduğu kimliğinin yanında bir de içinde bambaşka bir kişiliği taşıyabilir mi? Eleştireceğim tek nokta ve rahatsız olduğum konu kitabın anlatım bozuklukları, yazım hataları, sözcüklerdeki ek hataları, karakterin adının bir anda yanlış kullanılması gibi hatalarla dolu olması.
Sonra Gözler GörürHikmet Hükümenoğlu · Can Yayınları · 20241,331 okunma