Gözlerinden Önceki Kıyamet
AŞK RİSALESİ Dirilmek yeniden Yerin uyanması gibi kımıldaması gibi toprağın Bulutları yarması gibi gün ışığının Yağmurun ansızın boşanması Binlerce kuşun bir anda parlaması havalanması Erimesi gibi karların ve buzulların Patlaması gibi dal uçlarında tomurcukların Dirilmek yeniden Yüz yıl süren bir berzahtan geçmişiz gibi Kandan kinden öfkeden Üstümüze bir sağnak boşanmış gibi Sürekli lekelendiğimiz çözülmeye terkedildiğimiz Bir bataktan çıkar gibi.
Sayfa 101 - İz Yayıncılık 20.Baskı, 2021
Aşk’ın Hâlleri
Hikmet taleb-i malda Karun gibi şimdi..
Hikmet taleb-i malda Karun gibi şimdi Hahişgeri-i lokmada Lokman unutulmuş.. Nâbî "Malk mülk peşinde koşarakKarun gibi yaşamanın adına hikmet diyorlar şimdi. O kadar ki, lokma peşinde koşarken Lokman Hekim'in öğütleri unutulup gitmiş" ​Ne kadar tanıdık bir manzara değil mi? Bugün başarının, akıllılığın ve "hikmetin" ölçüsü ne yazık ki daha çok kazanmak, daha çok biriktirmek ve Karun gibi ihtişam içinde yaşamak haline geldi. Bir lokma daha fazla koparabilmek, biraz daha lüks yaşayabilmek için verdiğimiz o amansız kavga, ruhumuzu iyileştirecek olan asıl şifayı, yani manevi bilgeliği (Lokman Hekim’i) bize unutturdu. ​Hırslarımızın peşinde koşarken rızkı veren Rezzak'ı unutuyor, rızkın kendisini ilahlaştırıyoruz. Oysa insan, sadece midesini doyurmak için dünyaya gelmiş bir varlık değildir; kalbin ve ruhun da doymaya, şifaya ihtiyacı vardır. Zira: ​"Hırs, sebeb-i mahrumiyettir ve vasıta-i zillettir... İnsan hırs ile rızkına cihad etse, aczini göstermekle rızkını zenginleştirir. Rızka karşı hırsla saldırmak, bereketsizliğe ve perişanlığa sebeptir." (Mektubat / İktisat Risalesi) ​Karun gibi yığıp biriktirmeyi marifet saydığımız bu dünyada, asıl zenginliğin kanaatte, asıl şifanın ise ruhu besleyen o manevi hakikatlerde olduğunu hatırlamaya ne kadar da ihtiyacımız var. Lokma peşinde koşarken, bizi biz yapan değerleri arkamızda bırakmayacağımız bir hayat duasıyla... ​Vesselam..
Sayfa 137·Kitabı okudu
Reklam
“İnsanda bu derece sukut olabilir mi? Ne kadar hakikatsiz bir insan idi!” diye o biçareyi gıybet ettim, günaha girdim.
Sayfa 28
...kalbime baktım ve ruhumu aradım. Gördüm ki gayet kuvvetli bir aşk-ı beka ve şedid bir muhabbet-i vücud ve büyük bir iştiyak-ı hayat ve hadsiz bir acz ve nihayetsiz bir fakr, bende hükmediyordu. Halbuki müthiş bir fenâ, o bekayı söndürüyor. O hâletimde, yanık bir şairin dediği gibi dedim: Dil bekası, Hak fenâsı istedi mülk-ü tenim. Bir devasız derde düştüm, ah, ki Lokman bîhaber. Me’yusâne başımı eğdim. Birden, [حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ Allah bize yeter; O ne güzel vekildir ] imdadıma geldi...
Din
...Evet, nasıl ki bir demir ateşe sokulur; tâ yumuşasın, güzel ve menfaattar bir şekil verilsin. Öyle de; o hüzün‑engîz hâlet ve o dehşetli vaziyet ateş oldu, nefsimi yumuşattı...
Alıntı
altı cihetten gelen dehşet ve vahşet ve karanlık ve meyûsiyet..
Sağa, yani mâzi olan geçmiş zamana bakıp tesellî ararken bana mâzi, pederimin ve ecdâdımın ve nev'imin bir mezar‑ı ekberi sûretinde göründü; tesellî yerine vahşet verdi. •Sol tarafım olan istikbâle, derman ararken baktım. Gördüm ki: Benim ve emsâlimin ve nesl‑i âtînin büyük ve karanlıklı bir kabri sûretinde göründü; ünsiyet yerine dehşet verdi. •Sağ ile soldan tevahhuş edip, hazır günüme baktım. O gafletli ve tarihvâri nazarıma o hazır gün, yarım ölmekte ve hareket‑i mezbûhânedeki ızdırap çeken cismimin cenazesini taşıyan bir tabut sûretinde göründü. •Sonra bu cihetten dahi meyûs olunca, başımı kaldırıp ömrümün ağacının başına baktım, gördüm ki: O ağacın tek bir meyvesi var, o da benim cenazemdir; o ağaç üstünde duruyor, bana bakıyor. •O cihetten dahi tevahhuş edip başımı aşağıya eğdim. O ömür ağacının aşağısına, köküne baktım, gördüm ki: O aşağıda olan toprak, kemiklerimin toprağıyla, mebde-i hilkatimin toprağı birbirine karışmış bir sûrette ayaklar altında çiğneniyor gördüm. O da derman değil, belki derdime dert kattı. •Sonra, mecburiyetle arkama baktım, gördüm ki: Esâssız, fânî olan dünya, hiçlik derelerinde ve yokluk zulümâtında yuvarlanıp gidiyor. Derdime merhem ararken, zehir ilâve etti. •O cihette dahi hayır göremediğimden, ön tarafıma baktım, ileriye nazarımı gönderdim. Gördüm ki; kabir kapısı tam yolumun üstünde açık görünüp, ağzını açmış bana bakıyor. Onun arkasında, ebed tarafına giden cadde ve o caddede giden kafileler uzaktan uzağa nazara çarpıyor.
Alıntı
Reklam
Reklam