Merhabalar
Bugün sizlere çok sevdiğim yazarın Cesaret serisinin ilk kitabı olan Komplo ile geldim. Bu kitapta Yıldırım dağlı'yı okuyacağız ben okurken çok heyecanlandım Çok sevdim ve sizlere Kesinlikle tavsiye ederim.
"Her şeyden vazgeçip ev olmaya çalışırken sana, kendini sokakta bırakmanı asla İzin veremem. "
Yıldırım Dağlı..yine kardeşlerini korumaya çalıştığı bir günde zorla bindiği arabada hiç beklemediği bir kişiye aşık olarak bulmuştu kendisini. Bu aşk uzun yıllarca beklemekle geçti ve o aşk sadakatını saygısını asla kaybetmedi.
Aslında kitapta insanların dışarıdan göründüğü gibi olmadığını, bazen en sert görünen kalplerin en büyük acıları taşıdığını hissediyoruz.
Yıldırım benim için içindeki o yaralı umudu tam küçük çocuğa tutunmuş sevdikleri için herşeyi yapan karanlık ama bir okadarda bembeyaz biriydi. Küçük yaşta annesini kaybetmesi, babasının ona daha çocukken büyük sorumluluklar yüklemesi ve yıllarca ailesinin yükünü omuzlarında taşıması onu bugünkü hâline getirmişti. Özellikle kardeşlerini her şeyden ve herkesten korumaya çalışması, sert görüntüsünün altında ne kadar fedakâr bir insan olduğunu gösteriyordu. Onu büyüten ve sevgisini hissettiren halasıyla olan bağı da ayrı bir sıcaklık katmıştı. Yıldırım'ın yıllar önce Vera'yı ilk gördüğü anda başlayan sevgisini ve buna rağmen beklemek üzerine yaşadığı hayatı benden tam puan aldı. Ne saygılı adamsın be mafyaların Kralı Yıldırım...
Vera'nın ise Siirt'li bir ailenin tek kızı olsada ailesi tarafından sürekli geri planda bırakılmasına rağmen güçlü durmaya çalışması beni derinden etkiledi. Onun yaşadığı çaresizliği, kırgınlığı ve zamanla güçlenişini hissederek okudum. Çoğu zamanda kızdım ne yalan söyleyeyim. Vera ve Yıldırım'ın okurken kusursuz bir aşk hikayesi beklemeyin aynı zamanda önyargılarla, geçmişin
Romeo ve Juliet , Hamlet veya Macbeth kadar güzel olmasa da çıtır çerez klasik bi shakespeare tiyatrosu . Doğaüstü güçlerin aşıklara karışması üzerine bir trajedi .
Bir Yaz Gecesi RüyasıWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202522,9bin okunma
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Efsane kitap yorumu
Herkese merhaba sevgili okurlar.Bugün okumuş olduğum Efsane hakkında yorum yapmaya geldim.Öncelikle konusundan bahsedeyim.Maya'nın abisi F1 pilotudur.Yarışlara katılırken kendisinin de katılacağını ve vloglar çekeceğini söyler.Bu turda en başından beri hayran olduğu ve üç defa dünya şampiyonu olan Noah da vardır.İlk başlarda kendisine sürekli onun bir zampara olduğunu ve asla onunla birlikte olmaması gerektiğini söyler durur.Kalbini kıracağını en başından beri biliyordur ve daha da önemlisi Noah,abisinin rakibidir.Ondan dolayı kendisine bir buluşma ayarlacaklarını söylediğinde Maya önce kabul etmek istemez ama bu randevunun hayatlarını değiştireceklerini bilemez.Kendi yorumuma gelecek olursam Maya'yı çok sevdim.Kendi ayaklarının üzerine basmasını,kendi için çabalamasını ve abisinin gölgesinde kalmamak için elinden geleni yapmasını çok sevdim.Noah ise Maya ile bir gelecek kurmak için terapi gördü.Ama tabii ki bunun en önemli kaynağı ailesi.Babası ona şiddet uygulayan pisliğin teki annesi de işe yaracağını düşündüğü zaman arayan bir diğer pislikti.Ama Maya'nın ve ailesinin sevgisi ona yetiyor.O her zaman Maya'yı bekliyormuş.Benim puanım 10 üzerinden 9 o da daha uzun olmasını istediğim için.Son olaydan sonra ne olduğunu okuyamadık o yüzden bir puan kırdım.Serinin devam kitaplarında görüşmek üzere.İyi okumalar dilerim.
Susanna Tamaro’nun "Yanıtla Beni" adlı eseri, insanın içindeki sessiz çığlıkları, anlaşılma arzusunu ve sevginin eksik bırakılmış yanlarını muazzam anlatıyor. Olay örgüsü, birbirinden farklı hayatlara sahip insanların ortak yalnızlık duygusunda buluşması üzerine ilerliyor. Karakterler hayatın çeşitli kırılmalarını yaşarken; aile, aşk, dostluk, inanç ve aidiyet gibi kavramlarla yüzleşiyor. Her biri dışarıdan sıradan görünen fakat iç dünyalarında derin yaralar taşıyor, cevap aradıkları sorularla kendi benliklerine doğru bir yolculuğa çıkıyorlar. Öne çıkan bir karakter yok, insan ruhunun farklı yüzlerini temsil eden karakterler var. Tamaro’nun karakterleri kusursuz değil; korkuları, pişmanlıkları, özlemleri ve hatalarıyla son derece gerçekler. Özellikle iletişimsizlik, anlaşılmama hissi ve sevgi eksikliği karakterlerin temel çatışmasını oluşturuyor. Yazar, olaylardan çok duygulara ve iç çözümlemelere ağırlık vererek, okuru karakterlerin ruhuna yaklaştırıyor. İnsanın başkalarından değil, kendi içindeki sessizlikten cevap beklediğini anlatan güçlü bir eser. Sayfalar ilerledikçe insan ilişkilerinin ne kadar kırılgan olduğunu, söylenmeyen sözlerin bazen söylenenlerden daha ağır geldiğini hissettiriyor. Tamaro’nun sade fakat derin anlatımı, okuru sürekli kendi hayatıyla yüzleştiriyor. “Yanıtla Beni”, yalnızlığın, sevginin ve insanın anlaşılma ihtiyacının edebi bir sorgulaması.
"Yaşayanların dünyasında garip oluyorsun; o kadar ayrısın ki, ne lüzum var aramızda dolaşmana? Kendimizden çektiğimiz yetmiyor mu?"
Huzur ilk defa Cumhuriyet gazetesinde, 22 Şubat-2 Haziran 1948 tarihleri arasında tefrika edilmiştir. Daha sonra 1949'da Remzi Kitabevi tarafından tekrar basılmıştır. Bu kitap, yazarın üzerinde en çok çalıştığı eserlerinden biri olmuş. Bazı karakterler sonradan eklenmiş, bazı sahneler çıkarılmış. Üzerinde en çok düşünüp yazdığı eserlerden biri olan bu roman dört kısımdan oluşuyor: İhsan, Nuran, Suat ve Mümtaz.
Kitabın girişi, Mümtaz'ın İhsan'a doktor bulmak için dışarı çıkmasıyla başlıyor. Sonrasında ise yazarın diğer eserlerinden tanıdığımız karakterlere de rastlıyoruz. Behçet Bey ile Nurhayat Hanım, hem Mahur Beste hem de Sahnenin Dışındakiler ile bağlantı kuruyor. Eser, II. Dünya Savaşı'nın atmosferini de işliyor, en azından bunu güçlü bir şekilde hissettiriyor.
Gelelim konusuna. Kısaca anlatmaya çalışacağım ama ne kadar kısaltabilirim bilemiyorum tabii. :)
Konusu şöyle: II. Dünya Savaşı'nın başlamasına bir gün vardır. Mümtaz, dokuz gündür hasta olan amcasının oğlu İhsan'a hastabakıcı aramaktadır. Mümtaz'ın babası Rumlar tarafından öldürülünce annesiyle birlikte İstanbul'a gelir. Annesi de burada vefat edince, kendisinden 23 yaş büyük olan İhsan'ın yanına gönderilir.
İhsan, yurt dışından yeni dönmüş ve Galatasaray Lisesi'nde tarih dersi vermektedir. Macide ve İlyas ile birlikte yaşayan Mümtaz, özellikle İlyas'ın etkisi altındadır. Olaylara bakışı, yorumlayışı ve görmüş geçirmiş hâli Mümtaz'ı derinden etkiler. Bu yüzden İhsan'ın hastalığı da onu bir o kadar üzer.
İhsan'ın anlatıldığı ilk bölümde Mümtaz, ona doktor bulmak için evden çıkar. Bu bölüm hem İhsan'ın hastalığının verdiği üzüntüyle arşınladığı Beyazıt ve Eminönü
Kadın-erkek ilişkilerinin biyolojik, psikolojik ve evrimsel süreçlerini oldukça samimi ve eğlenceli bir dille ele alan bir kitap. Okurken kendinizi sık sık gülümserken yakalayabilirsiniz. Kitap sadece iki cinsiyet üzerine yoğunlaşmakla kalmıyor, homoseksüelliğin doğadaki örneklerine değinirken, Homo sapiens özelinde neden var olduğunu ve genetik olarak nasıl aktarıldığına da ışık tutuyor. "Cinsiyet yoktur" ifadesiyle başlayan bölümünde ise kadın ve erkek cinsiyetlerinin birer kutup noktası olduğunu ancak aslında cinsiyetin bu kadar keskin ve belirgin çizgilerle ayrılmadığını vurguluyor. Cinsiyet işaretlerinin sadece genital bölgelerden ibaret olmadığını, bedene yayılmış birçok gösterge ve özellikle beyinde yer alan cinsiyet bölgeleri üzerine yapılan araştırmalarla destekleyerek sunması, cinsiyet ve cinsel yönelimlere dair bakış açısına pozitif bir katkı sağlıyor.
Çokeşlilik, sadakat, evlilik, aşk, seks ve ebeveynlik gibi birçok kavramı, genlerin bu olguları var etmedeki etkisi üzerinden okumak isteyenler için harika bir kaynak. Kitabın herhangi bir savunusu, keskin bir görüşü veya dayattığı bir iddia yok. Bilimsel araştırmalar ve gözlemler ışığında hazırlanan bu çalışma, kendimizi ve ait olduğumuz türü anlamak adına oldukça faydalı.
Kitabı bitirirken aklıma Var Bunlar dizisinden bir sahne geldi: "Dünyayı hormonlar yönetiyor." Bunu da buraya not düşeyim. :)