10/10
·351 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Nisan 2026 12:56
On altıncı yüzyılın sonlarında yazılmış olan Soneler'de, Shakespeare insan ruhunun birçok boyutunu yansıtmış, yaratmıştır. Baştan sona okunduklarında incecik sevgilerden yaman cinsel iştahlara kadar değişen bir gönül serüveninin anlatıldığı Soneler, denilebilir ki, Ingilizce'nin en ünlü şiir dizisidir. Aynı zamanda aşk edebiyatının dünyadaki en güzel örnekleri arasındadır. Ingilizce, bu şiirlerde, gerek duygu ve düşünce derinliği, gerek söyleyiş zenginliği bakımından, ölümsüz bir yere ulaşmıştır. En Sevdiğim Sone 18 Seni bir yaz gününe benzetmek mi, ne gezer? Çok daha güzelsin sen, çok daha cana yakın: Taze tomurcukları sert rüzgârlar örseler, Kısacıktır süresi yeryüzünde bir yazın: Işıldar göğün gözü, yakacak kadar sıcak, Ve sık sık kararır da yaldız düşer yüzünden; Her güzel, güzellikten, ergeç yoksun kalacak Kader ya da varlığın bozulması yüzünden; Ama hiç solmayacak sendeki ölümsüz yaz, Güzelliğin yitmez ki, asla olmaz ki hurda; Gölgesindesin diye ecel caka satamaz Sen çağları aşarken bu ölmez satırlarda: İnsanlar nefes alsın, gözler görsün, elverir, Yaşadıkça şiirim, sana da hayat verir.
SonelerWilliam Shakespeare · Dünya Aktüel · 200511,1bin okunma
Fırtına'nın Huzur'u
9/10
·358 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
Fırtına'nın Huzur'u ~ Büşra Vanlı ~ #okudumbitti #kitapyorumu Herkese merhaba, Huzur’un Fırtına’sı kitabını okuyalı kaç sene oldu hiç hatırlamıyorum ama Huzur ve Fırtına çiftinin o imkansızlıklarla dolu aşk hikayesi hâlâ dün gibi aklımda. Ve şimdi de bu aşk dolu hayatlarını güzel bir şekilde tamamlamaya geldiler. İlk kitabın sonunda evlerine gelen iki polis ile dünyası başına yıkılmıştı Huzur'un. Çünkü yol arkadaşı Fırtına’sını kaybettiğini sanmıştı ve biz de ikinci kitap gelene kadar olabilir mi böyle diye düşündük. Allah'tan canım Büşra korktuğumuzu başımıza getirmedi neyse ki. Sonunda Fırtına da Huzur’un aşkına karşılık vermiştir ve bu mutluluklarında tek eksik şey evlerindeki çocuk sesidir. Tam o hayallerini gerçekleştirecekken karanlık dolu rüyalar Huzur’u ziyaret eder ve ne yazık ki gerçeğe dönüşür. Hem babasını hem de minik bebeklerini kaybeder. Bu yükün altında ezilen Huzur kocasına karşı da yıkılmaz duvarlar örer. Sevginin her şeyin üstesinden gelemediği anlara şahit oluruz. Ve istemeyerek de olsa bir mektupla ardında bırakır Fırtına'yı... Huzur gider, Fırtına kalır. Asıl hikaye ise burada başlar. Fırtına Huzur’un ona karşı duygularını ilk ağızdan, Huzur'un günlüğünden okuyunca Huzur'a karşı ne dediği ve nasıl davrandığını bir kez daha yüzüne çarpar hayat. Sonrasında ise karısını bulmak ve evlerine getirmek için çabalar. Bakalım verdiği çabalar işe yarayacak mı? Huzur’un sevdiği gibi Fırtına da onun sevgisine karşılık verebilecek mi? Zorlu hayat koşullarında birbirinde soluklanan ikili için güzel şeyler olduğu gibi yine zor anlar da kapılarında. Üstesinden gelip aşklarını doya doya yaşamak için sadece birbirlerini dinlemeye ve anlamaya ihtiyaçları var. Canım Büşra ecel terleri döktürse de sonunda bizi mutlu etmeyi başardı. Huzur'u Fırtına'sına, Fırtına'yı da
Fırtına'nın Huzur'uBüşra Vanlı · Herdem Kitap · 202612 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·94 syf.··
2026 45. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 30 Mart 2026 13:30
1.ölüm; 30.03.2018, 2.ölüm; 30.11.2018, 3.ölüm; 30.05.2025. Hayatımızdaki ölümlerin hepsinin gidenden ötürü bize de bir nasihatı oluyor. Bu üç ölümün dışında ölüm görmemiş değilim ama düşünürken bunun sadece tarihsel bir uyum olmadığını, hepsinin benim için can alıcı anlamları olduğunu fark ettim. 1. ölüm Erkutum. Erkut öldüğü gün tamam dedim, çocuklar da bu işin içinde. Bundan başka bir de hayatımda çok önemli bir karara varmama yardımcı oldu. Acıyı paylaşamamak insanı zehirliyormuş, ben o gün dedimki bu memlekette kalırsam hep böyle hissedeceğim, o zamana kadar kafamda olumladığım her şeyi kendi haline bıraktım, haliyle Bitlis'i de geride bırakmış oldum. Canım benim, 8 yıl olmuş ama sen benim için hep aynı gülüşünle zihnimde taptazesin... Dünya yalan var biraz da sen oyalan dedirttin. Ve Allah inancı olmasa bir anne babanın kaldıramayacağı acılar olduğunu da ben şahsen idrak ettim. Ve ömrü billah unutmayacağım şey, kendi acısıyla birlikte beni teselli eden amcamdı. Allah mekanını cennet etmiş ve bunu da babacığına göstermiş Erkutum. Ne güzellik. Elhamdulillah. 2. ölüm çok sevdiğim bir öğretmenim. Tam 40 yaşındaydı ve bence o yaş bir erkeğin görüp göreceği en güzel yaşı. Benim öğremenim için de öyleydi. Yeni doğmuş bir bebeği vardı. Vefat etmeden bir hafta önce beni arayip bütün hayırsızlığımı vefasızlığımı saydıktan sonra, Konya'ya gel tiyatro gör kızım demişti böyle övmüştü sergileyecekleri oyunu. Gelirim dedim vallahi. Giderdim. O bana okulda çok şeyler öğretti ama vefatıyla da az şey öğütlemedi. Hayatının baharında gitmek de var dedirtti... Öldükten sonra fırsatınız olsa, ben bile gittiysem kızım derdiniz. Hızlı yaşadım genç öldüm. Tam size göre. Ben hala sizi omzunun üstünden küçümsemeye çalışan büyük bakışlarınızla hatırlıyorum. Çok sevdiğim öğretmenim
Edebiyat
Üç ÖlümLev Tolstoy · Kapra Yayıncılık · 20247,8bin okunma
9/10
·437 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2026 22:53
Merhaba sevgili okur, Bu kitap seçilmiş halk hikayelerini özetler nitelikte hazırlanmış. Hikayeler anlatan kişiye göre bazı değişikliklere uğrar, hatta sonu dinleyici tercihine göre mutlu veya mutsuz sonla bitecek şekilde de değiştirilir. Genel olarak hikayelerin kısaca anlatıldığı bir seçki. Okuması da oldukça keyifli oldu. Halk hikayelerinin genel özelliklerini tanımak için de bir fırsattı. Bu kitabı almak için verdiğim çabaya değdi efenim ;) Umarım bir gün halk hikayelerini bir ozan anlatısından dinlemek nasip olur. Hikayeleri kısa kısa ve açık bilgi vererek anlatacağım, spoiler istemeyen uzak dursun lütfen. 1- Karacaoğlan: Yaşar Kemal’in “Üç Anadolu Efsanesi’nde anlatımın çok başarılı olduğunu söyleyerek başlayalım. Karacaoğlan esmer ve ince yapılı Toros’ların delikanlısı. Rüyasında bade içerek saz üstadı olur. “Saz yorulmadıkça, Karaca da yorulmazdı. Onun sözlerine de doyulmazdı…” Her gittiği yerde hürmetle karşılanan Karacaoğlan bir beyin kızı olan Elif’e aşık olur ve sevdâlılar kavuşurlar amaaa zamanla kader ağlarını örüp işleri değiştirir. Sazına gönül veren Karacaoğlan bir gün sazının teli kopunca sevdiğinin başına gelenleri hisseder. Elif’e döndüğünde artık çok geçtir. Güzel bir nasihatle de hikaye sonlanır. “Çok varıp gelirsen olmaz her yere Ya muhabbet kalkar, ya bir hâl olur...” 2- Kara Koyun: Maharetle kaval çalan çoban Mustafa gün gelir Ağa’nın kızına aşık olur. Olur olmasına da imkansız aşk kadar zor nesne az bulunur. Olur ya, Ağa kızı Ayşe de Mustafa’ya aşık olur. Mustafa haddini bilse de Ayşe’nin aşkından emin olunca tüm zorluklara göğüs gerip Ağa’dan kızını ister. Ağa’nın ve aşkı tanımamış olanların bir şartı vardır. Üç gün tuz yalatılıp susuz bırakılan koyunlar Mustafa’nın kavalıyla dereyi geçeceklerdir. Hiçbiri su içmezse Ayşe ile Mustafa
Halk HikâyeleriErgun Sav · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 19749 okunma
Dikkat! Fazlaca yanlı olabilir
Puan vermedi·445 syf.··
2025 24. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 31 Aralık 2025 17:40
Savaş…Ve 4 Atlı Beyaz At=İsa Kızıl At=Kan ve Savaş Siyah At=Açlık Soluk Renkli At=Hastalığı Marcelo Desnoyers bir umutla Fransa imparatorluğunu veto ederek Arjantin’e doğru yol alır.Orada zengin bir iş adamı olan Julio Madariaga’nın hizmetine girer.Zamanla patronun hem sevgisini hem güvenini ve kızınında gönlünü alır…. Güzel kazanç ama ilerleyen ömründe hüzünlü trajedi onu bekliyor olacaktır…. Julio Madariaga öldükten sonra aile bir kararla Fransa’ya taşınma kararı alır… Herşeyin çok güzel olduğu bir yaz günü, ecel melodileri kulakları tırmalamaya başlıyor yavaş yavaş. Ve bir haber almanlar belçika sınırlarına kadar gelmiş. Kızıl At ufukta belirmişti. Belçika geçilmişti bile Almanlar Fransaya doğru ilerliyorlardı çetin savaşlardan sonra Almanlar Marneye kadar girmişti Savaş gerçek yüzünü Paris burjuvasına tokat gibi vurdu… Evet, kitap savaşın görünmeyen yüzünü yani (gerçek yüzünü) çok realist bir şekilde anlatmış.Maalesef savaş;Devletin başındaki bir iki kibirli insanın vesile olması ve sonucunda zafer veya yenilgi dedikleri iki tane kısa kelime uğruna nice insanın bir hiç uğruna ölmesidir. 1.Dünya savaşında yaklaşık 20 milyon insan ölmüştür değişen şey sadece haritadaki çizgilerdi. Geriye kalan elim bir hüzün ve biçare insanlık.Sırf haritada çizgiler bir karış değişsin diye apansız şekilde ve yahut ne olduğunu anlamadan ölen insanlar. Yazar savaşı çok güzel merhale merhale anlatmış lakin savaşta iyi taraf (Fransa yanlısı yazılmış bir kitap olduğu için.)yoktur nereden bakarsan bak nereden okursan oku savaş savaştır bir karış toprak uğruna insanların canlarının suistimal edilmesidir.Ne kadar olay örgüsü yavaş ilerlesede okuyucuyu heyecan olarak mest etmesede gerçekçilik bakımından gayet mükemmel bir eser.Her ne kadar günümüzde ehemmiyetini kaybetmiş olsada
1K
Mahşerin Dört AtlısıVicente Blasco İbañez · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20221,137 okunma
8/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 06 Ocak 2026 15:39
Ecel,zamanı bir saatten ibaret görmeyen;onu hafıza,pişmanlık ve kayıp üzerinden yeniden kuran bir roman. Yazarımız kitapta “zaman her şeyi iyileştirir” cümlesini sorgulamakla kalmamış,zamanın iyileştirmek yerine derinleştirdiği yaraları da kaleme almış. Romanın merkezinde yer alan Arif,geçmişiyle barışmaya değil,onu yeniden yazmaya çalışan bir karakter.Ancak Arif'inbu yolculuğunda hatıralar iç içe geçiyor,zaman akıyor,duruyor, hatta bazen kırılıyor.Yazarın dili de tam bu noktada romanın ruhuna uyum sağlıyor: sakin,şiirsel ama sert.Arif’in yaşadıklarını yalnızca okumuyoruz,kırmaya çalıştığı zamanın o boğucu döngüsünü de birlikte yaşıyoruz. Elif’in sessiz kaybı,sadece fiziksel bir kayıp değil; Arif’in iç dünyasında yankılanan bir boşluk.Bu boşluk ve Arif'in kırmaya çalıştığı kader-zaman döngüsü...Unutmanın bir tür ölüm olduğunu,hatırlamanın da cesaret istediğini okuyoruz satır aralarında. Ecel,klasik bir zaman yolculuğu hikâyesi değil. Daha çok insanın kendi içine yaptığı,acıyla örülü bir yolculuk ve bu yolculuğun sonunda okura şu soruyu sorgulatıyor; •Zaman mı değişmeli yoksa insan mı? Bu kitap,hızlı okunup geçilecek bir eser değil,sakin ve sindire sindire okunmayı hak eden bir eser.Çünkü Ecel,saati durduramayanlara ama kalbini yeniden başlatmak isteyenlere yazılmış bir roman... Nostalcik Okur Ecel Görkem Geçingil
EcelGörkem Geçingil · Theseus Yayınevi · 20258 okunma