"Hamuş" derdi Mevlana kendine. Yani 'Suskun'. Düşündün mü hiçbir şairin, namı dünyayı sarmış şairin, yani işi gücü, varlığı, kimliği ve hatta soluduğu hava bile kelimelerden müteşekkil olan ve elli binden fazla muhteşem dizeye imza atmış bir insanın, nasıl olup da kendine SUSKUN adını verdiğini..?
Kainatın da tıpkı bizimki gibi nazenin bir kalbi ve düzenli bir kalp atışı var. Seneler var ki nereye gidersem gideyim o sesi dinlerdim.
Bazen kalem de hamuş olur,lal olan kağıda dökemez kelimelerin aşka bürünmediği hâllerde.Bazen bir söz yapışır yüreğinize, üstelik her bir harfi közlere rüzgâr bir söz.O cennet saflığından süzülen bir söz gülümsetir gönlünüzü:"Ne güzeldir beklenen gelecekse, yolda gözleri,kulağı haberde beklemek."Bir cümle yazdığında sevdiğine,sevdiğinin ise defalarca okuyup,her okuduğunda ayrı manalar çıkartacak kadar yoğunsa hassasiyeti.Ve sözün tılsımı bir nehir gibi akmaya devam eder:Ne mutlu sevilene...Ey yâr,özlemin bir adı da gözleri yola düşürmekse bil ki sen gelmeden önce seni görecek gözleri adımlarına İnci diye serdim.Aşkın bir anlamı da feda değil miydi?Bir çift gözü gelişine feda etmemi çok görme,ben seni gönül gözümden sevmişim.Ömrüm yaşlanmış,yüreğim yaşarmış.
"Hamuş" derdi Mevlânâ kendine.
Yani Suskun.
Düşündün mü hiçbir şairin, hem de nâmı dünyayı sarmış bir şairin, yani işi gücü, varlığı, kimliği ve hatta soluduğu hava bile kelimelerden müteşekkil olan ve elli binden fazla muhteşem dizeye imza atmış bir insanın, nasıl olup da kendine SUSKUN
adını verdiğini..?