Mucizeler, hayatın kestirme yollarıdır. Ve aşkın mucize gibi şıppadak başlaması, bir başka mucizeyle yani ilelebet sürmekle taçlanması fikri hoşumuza gider. Halbuki ne ebediyetin yolunu kestirmeden katedebiliriz, ne de aşkta mucize aramanın tehlikesini göze almak akıl kârıdır. Bir şey akla ziyan ise kalbe fayda verir mi? Belki insan gönlüyle düşünmeyi, aklıyla hissetmeyi denemeli; tevekkül ve sezgiden sarfınazar etmeden yol almalı? Zira tek başına ne akıl yeter hayatı kavramaya ne de gönül...
Jean Cocteau "Aşkın tarifi yoktur, alametleri vardır" yazmış. Acayiptir, bazen, hatta çoğu zaman, aşkın alametlerini sevgilinin yokluğunda buluruz. Veda, firak, mesafe o bilmediğimiz sırrı kimle paylaştığımızı bize bir yürek çınlamasıyla haber verir.
Zeyneb’in bu büyük tavrı, kadınlar için şaşırtıcı değildir, zira kadın, sevgide erkekten daha güçlü, daha sadık, daha sabırlı ve daha cesur olur, sevgi duygusunu daha güçlü korur. Sevdiği için tükenir, ama asla terk etmez. Aşkında vefalıdır, koruyucudur ve dirayetlidir. Fakat asıl hayret verici olan, Ebü’l-Âs’ın duruşudur. O da Zeynep’ten başkasını kabul etmedi.