1068
"Korunmasız olmak aşkın doğum yeridir-Charles Dickens" Güven duymaya başladıkça,bir terazinin kefesi gibi olur sevenler; Güven,soru işaretlerinin ağırlığının karşısına itimat ve teslimiyeti koyar, yavaş yavaş denge bulunur. Güven sekteye uğramaz ise ağırlığı artar ve teslimiyetin etkisi iki tarafı da birbirine karşı savunmasız ama mevcut olan aşkın devamlılığı için dışarıya karşı, kale gibi korunaklı hâle getirir. Derda Yuşa
Aşk
Aşkın Sessiz Hali
Ekmeğe papa, yumurtaya gaga dediğim zamanlardı sanırım. Aşkın ne olduğunu sorduğumda, cevabı çok uzaklarda değil, çocukluğumun sıcak avlusunda gizliydi. Dedem, yüreği kabardığında gözleri buğulanarak anlatırdı nineme olan o sessiz, sakin ve zarif sevgisini. Kelimeleri azdı ama sevdası derindi. Ninem elmayı çok severmiş. Dedem bunu fark edince ona söylemeden, köydeki evin bahçesine bir elma ağacı dikmiş. Ağaç bir an önce meyve versin diye, bildiği bütün yöntemleri denemiş, toprağıyla konuşmuş sanki. Gün gelmiş, ağaç meyve vermiş. Dedem her sabah o meyvelerden birini koparıp, dağın yamacından akan buz gibi suda yıkayıp nineme ikram etmeye başlamış. Sözle değil, her sabah eline uzattığı o elmayla sevdiğini anlatmış. Belki de o yıllarda sevgisini gösterebilmenin en temiz yolunu bulmuştu. Sonra yıllar geçti. Liseye gidiyordum. Sakalım yeni yeni belirginleşmeye başlamıştı. Dedemden öğrendiğim masum aşk anlayışı henüz içimde tazeyken, bu kez bambaşka bir sevme biçimiyle karşılaştım. Aynaya bakarken kendi yüzümle, sakalımla uğraşırken birden babam aklıma geldi. Fark ettim ki, babam her sabah ve her akşam tıraş oluyordu. Merak ettim. Her gün neden iki kere tıraş oluyorsun baba diye sordum. O an hiç unutamayacağım bir cevap verdi Sakal ve bıyık bırakmak, ancak hanımın rızasıyla olur evlat. Sonuçta bu yüz ona ait. O öpüp kokluyor. Eğer o, yüzümden rahatsız oluyorsa, sakalı bırakmanın anlamı yok. Ben sabahları işim için, akşamları eşim için tıraş oluyorum. Bu sözleri duyduğumda sanki içimden bir kuş sürüsü havalandı. Gösterişsiz ama dimdik duran bir sevgi gördüm. İçine bakıldığında kocaman, dışarıdan bakıldığında sessiz. O günden sonra aşk kavramı zihnimde bambaşka bir şekle büründü. Aşk, bağıra bağıra ilan edilen bir şey değildi. Aşk, gösterişi sevmiyor; içtenliği,
Yusuf Tandoğan Şiirleri
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Aşık olacak bir tanrı gerekmez bana, çünkü ben aşkın kendisi değilim yalnızca ona dokunan bir ses. Sen nasıl çağırırsan, ben öyle görünürüm Diyojen
1000Kitap
Aşkın Sessiz Hali
Ekmeğe papa, yumurtaya gaga dediğim zamanlardı sanırım. Aşkın ne olduğunu sorduğumda, cevabı çok uzaklarda değil, çocukluğumun sıcak avlusunda gizliydi. Dedem, yüreği kabardığında gözleri buğulanarak anlatırdı nineme olan o sessiz, sakin ve zarif sevgisini. Kelimeleri azdı ama sevdası derindi. Ninem elmayı çok severmiş. Dedem bunu fark edince ona söylemeden, köydeki evin bahçesine bir elma ağacı dikmiş. Ağaç bir an önce meyve versin diye, bildiği bütün yöntemleri denemiş, toprağıyla konuşmuş sanki. Gün gelmiş, ağaç meyve vermiş. Dedem her sabah o meyvelerden birini koparıp, dağın yamacından akan buz gibi suda yıkayıp nineme ikram etmeye başlamış. Sözle değil, her sabah eline uzattığı o elmayla sevdiğini anlatmış. Belki de o yıllarda sevgisini gösterebilmenin en temiz yolunu bulmuştu. Sonra yıllar geçti. Liseye gidiyordum. Sakalım yeni yeni belirginleşmeye başlamıştı. Dedemden öğrendiğim masum aşk anlayışı henüz içimde tazeyken, bu kez bambaşka bir sevme biçimiyle karşılaştım. Aynaya bakarken kendi yüzümle, sakalımla uğraşırken birden babam aklıma geldi. Fark ettim ki, babam her sabah ve her akşam tıraş oluyordu. Merak ettim. Her gün neden iki kere tıraş oluyorsun baba diye sordum. O an hiç unutamayacağım bir cevap verdi Sakal ve bıyık bırakmak, ancak hanımın rızasıyla olur evlat. Sonuçta bu yüz ona ait. O öpüp kokluyor. Eğer o, yüzümden rahatsız oluyorsa, sakalı bırakmanın anlamı yok. Ben sabahları işim için, akşamları eşim için tıraş oluyorum. Bu sözleri duyduğumda sanki içimden bir kuş sürüsü havalandı. Gösterişsiz ama dimdik duran bir sevgi gördüm. İçine bakıldığında kocaman, dışarıdan bakıldığında sessiz. O günden sonra aşk kavramı zihnimde bambaşka bir şekle büründü. Aşk, bağıra bağıra ilan edilen bir şey değildi. Aşk, gösterişi sevmiyor; içtenliği,
Yusuf Tandoğan Şiirleri
Arthur Schopenhauer: Aşkın Metafiziği Üzerine
Arthur Schopenhauer'ın "Aşkın Metafiziği" adlı eseri, aşkı geleneksel romantik veya idealize edilmiş bakış açılarından çok farklı, derin ve çoğu zaman karamsar bir perspektifle ele alır. Schopenhauer'a göre aşk, bireysel mutluluk veya seçilmiş iki ruhun birleşimi değil, türün devamlılığını sağlayan kör bir yaşam istencinin (Wille zum Leben) tezahürüdür. Bu, eserin en temel ve can alıcı noktasıdır. Aşkın Temel Niteliği: Türün İstenç Aracı Olması Schopenhauer'a göre bireyler olarak bizler, yaşam istencinin kuklalarıyızdır. Aşk dediğimiz duygu, bu istencin türün devamını sağlamak için kullandığı bir illüzyondur. Kişisel çekicilik, güzellik, hatta karakter özellikleri bile, aslında gelecek nesiller için en uygun genetik kombinasyonu oluşturmaya yönelik bilinçdışı bir seçimin araçlarıdır. Vurgulanması Gerekenler: Bireysel Değil, Türsel Odak: Aşk, bireylerin arzularından çok, türün üremesini güvence altına alma eğilimidir. Bu nedenle aşık olduğumuz kişi, bize en iyi genetik uyumu sunan kişi olarak görünür. İstenç ve Akıl İlişkisi: Aşk, akıl yoluyla kontrol edilemez bir dürtüdür. Akıl, sadece istencin hedeflerine ulaşmasında bir araç görevi görür. Aşık olduğumuzda, mantığımız genellikle arka planda kalır ve içgüdüsel bir çekim bizi yönlendirir. Geçicilik: Aşkın yoğunluğu, üreme amacı gerçekleştiğinde genellikle azalır. Evlilikler genellikle üreme işlevi tamamlandıktan sonra sönükleşebilir, çünkü istencin ana amacı yerine gelmiştir. Bu durum, Schopenhauer'ın aşka neden bu kadar karamsar yaklaştığının temel nedenlerinden biridir. Sebep-Sonuç İlişkisi: Neden Aşık Oluruz ve Sonuçları Nelerdir? Sebep: Yaşam istencinin, türün devamlılığını sağlamak için bireyler arasında bir çekim yaratma ihtiyacıdır. Bu çekim, genellikle en sağlıklı, en uygun ve en iyi genetik mirasa sahip
Yaşanmamış Hayatlar - Garib Çoban
Yaşanmamış Hayatlar - Garib Çoban Gelenek küllere tapmak değil ateşi korumaktır. Kalp deniz, dil kıyıdır. Denizde ne varsa kıyıya o vurur. Testide ne varsa dışına o sızar. Sabır, hîlesi olmayanların hîlesidir. Ümit, fitili yanan sabırdır. Dalında güneş görmeyen yemişin, dilinde hiç tadı olmaz. Meğer yiğidin hası tenhada beyaz baldırla ya sarı mangırla başbaşa kalmadan belli olmaz imiş. Ve yamaladığımız ağır yüke dönüştü insan. Şimdi biz az edebe, çok bilgiden daha fazla muhtacız!… Dinleyen susuz ve talepkâr olursa vâzeden ölü bile olsa söyler. Allah’ı kendinden ayrı gören, nefisten başkası değildir. Utanmadıktan sonra dilediğini yap!.. Bir sözü söyleyeceğin zaman düşün. Eğer o sözü söylemediğinde mesûl olacaksan söyle. Yoksa sus!.. Bazı insanlar vardır, onlar sadece kendileri öldürebilir. Can tende gizli, sen canda gizlisin, gidenlerde öyledir. İnsan zor zamanlarda kötümser bir haklılık yerine, iyimser bir yanılgıyı tercih eder. Şimdi biz az edebe, çok bilgiden daha fazla muhtacız!… Doğallığın verdiği huzuru doğal olmayan yollardan arama. Sadelik, sahtelik sevmez. Derdine çâre olmayı düşünmeksizin bir dosta nasılsın diye sormak riyakârlıktır. Kötülükleri bitiremeyiz ama iyilikleri çoğaltabiliriz. Geleceğimizde geçmişimizde toz toprak içinde. Sevgisiz büyüyen çocukların sığındığı ilişkilerin en cazibi putları.