10/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2026 40. kitabı
Tozlu Raflardan Çıkan İmkansız Bir Aşk Hikayesi Bugün sizlerle çağdaş edebiyatımızın güçlü kalemi Murat Uyurkulak’ın son romanı “Dipte” hakkında konuşmak istiyorum. Kitap bittiğinden beri aklımda tek bir soru var: Geçmişin gölgesinde kalan yarım kalmış aşklar, yıllar sonra bir kutunun içinden çıkarsa ne olur? Kitap, bir masanın etrafında toplanıp geçmişten gelen eski bir günlüğü film senaryosuna dönüştürmeye çalışan bir ekibi anlatıyor. İşte tam bu noktada, o günlüğün sayfalarında saklı kalan, insanı kalbinden vuran bir dönem hikayesi aralanıyor: Ahmet Tahsin ve Fehime’nin hikayesi... En yakın arkadaşın eşine duyulan, yaşanması imkansız, üzeri örtülmüş ama asla sönmemiş bir aşk. Bir yanda evlilikler, biten hayatlar, diğer yanda ise yıllar geçse de o ilk günkü gibi taze kalan hüzünlü bir kavuşamama öyküsü... Romandaki sinemacılar bu trajik hikayeyi beyaz perdeye aktarmaya çalışırken, biz okurlar da insan ruhunun o en derin, en “dipteki” karmaşık duygularına şahit oluyoruz. Yazarın dili o kadar dengeli ki; yer yer karakterlerin diyaloglarındaki kara mizaha ve trajikomik durumlara gülüyor, yer yer de o kavuşamayan aşıkların buruk hikayesinde hüzünleniyorsunuz. İnsanın içini sızlatan çok güçlü bir kitap olmuş. Siz bir kitabın içinde geçen “geçmiş zaman aşklarını” okumayı sever misiniz? Yarım kalan hikayeler mi sizi daha çok etkiler, yoksa mutlu sonlar mı? Yorumlarda buluşalım! #dipte
DipteMurat Uyurkulak · İnkılâp Kitabevi · 202636 okunma
Selda Uygur: Babalar ve Kızları
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2023 9. kitabı
“Denizleri çok severim… Rüyalarım… Taşların rengi de gökyüzü gibi kasvetlidir… Bu her gece böyle olur…” Bu şiirsel sözler, Babalar ve Kızları’nın açılış sahnesinde yer alıyor. Türk Edebiyatı yepyeni bir kalemin doğuşuna tanıklık ediyor bir süredir. Selda Uygur, Fazlı Necip’in Ah, Anne romanını günümüz Türkçesine aktaran ve Türk Edebiyatından Örneklerle “Edebiyat ve Kıskançlık” adlı çalışmalarıyla tanınan akademisyen bir yazar. Romanında pek çoğumuzun ama özlemle ama kasvetle dalıp gittiği o ölgün deniz manzaralarını işlemiş sevgili Selda. Denizin verdiği huzuru ve aldığı canları okudum bu eserde ve babaannesini… O mistik heyecanları bilirsiniz elbette, ölülerle konuşmaktan bahsediyorum. Ölümün kokusunu bilmeyeniniz kaldı mı? Ah bazılarınız anlayacaktır beni; insan olmak, düşünebilmek ve farkında olmak ne zordur bilirsiniz -ölümün kıyısında yaşarken. Rüyalardan bahsediyorum, kaçmayın; bitmek bilmeyen döngülerden, büyük ve kederli nefeslerden ve gecenin en zor saatlerinde yaşanan o ani irkilişlerden, uyanışlardan… Şanslıysanız, gecenin bu saatinde, yanı başınızda birisi vardır ve o kişi size ne olduğunu sormuştur. Ya kimse yoksa? Ya kimse size bir şey sormamışsa? Ya kimsecikler sizi sarıp sarmalamamışsa? İşte o zaman üzülmekte haklısınız derim. Yazık. Çok Yazık. İşte sevgili Selda, rüyalarından uyanırken adeta denizde boğulur gibi oluyor, tasvir ediyor ve yaşıyor o anı. Peki, ama neden? Ölülerle dans ediyor çünkü ve ekliyor -unutmadan: “Ölülerle dans edebilen birini kimse üzemez.” Kelimeler akmaya devam ediyor. İstanbul’un o eski yokluklar içindeki halini okuyoruz. Ancak yine de bir umut var o yıllarda. Kavganın, hasretin, kaosun, sanatın, edebiyatın ve kalabalığın şehri İstanbul’da yaşanıyor Babalar ve Kızları’na dair ne varsa. Kıskançlığın kitabını yazmış olan
Babalar ve KızlarıSelda Uygur · Bilgi Yayınevi · 202255 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
10/10
·312 syf.··
2026 10. kitabı
·
65 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 14:59
ah Jesse üzümlü kekim.... Buradaki yorum tamamen Spoiler içerir!!! Şimdi kitabı çok sevdim. Yazım şekli olayların kurgusu falan muazzam. Hatta karakterle o kadar bağ kurdum ki gerçek kişilermiş gibi sanki tanıyormuşum gibi hissettirdi. Bu his yüzünden de kimi yerlerde çok kızdım çok üzüldüm. Olan Jesse'ye oldu kim ne derse desin. Yok sonunda mutlu bitmiş mutlu vedalaşmışlar, Jesse başkasına aşık olmuş da bilmem ne. Ben tamamen Jesse tarafındayım. Emmacım acaba aynısı kendi başına gelse neler yapar. Çok sevdiği Sam'i 3 yıl sonra evli başkasına aşık bulmasını umut ediyorum. Ayrıca ya kocan senin için denizleri aşmış gelmiş (mecazi anlamda değil gerçek anlamda adam günlerce yüzmüş ya ) bir geliyor karısı 180 derece dönmüş. Sen demedin mi bu çocuğu yok yurtdışına gidelim yok orayı gezelim burayı gezelim o zaman siz baştan beri ayrı dünyaların insanıymışsınız. Gitseydin o zaman lisede Sam'e. Neyse sinirlenmiyorum. Mıymınık Sam ile Emmanın hikayesindense Jesse neler yaptı nasıl atlattı onları okumak isterdim. Adam 3 yıl adada kalmış hastalıklar kapmış bu adamın yanında olmak ve destek olmak zorundasın bana göre. neyse özetler kitabı çok sevdim en çok Jesseyi sevim diye belirtmeme gerek yok sanırım.
Tek Gerçek AşklarTaylor Jenkins Reid · Yabancı Yayınları · 2023381 okunma
Uğultulu Tepeler
Puan vermedi
İki Ruhun Lanetli Dansı: Uğultulu Tepeler Emil Brontë'nin 1847 yılında yazdığı unutulmaz eser sadece bir aşk hikayesi mi yoksa sonsuz bir intikam arzusu mu? ​Uğultulu Tepeler'in ardına baktığınızda kendinizi sadece Yorkshire bozkırlarının sert rüzgarlarında değil, Catherine ve Heathcliff’in birbirini hem var eden hem de yok eden o yıkıcı tutkusunun tam ortasında buluyorsunuz. Bu kitap, alışılagelmiş romantik romanların çok uzağında; sevginin, nefrete ve deliliğe dönüştüğü o ince çizgide gezinen bir başyapıt. ​Heathcliff’in içindeki o bitmek bilmeyen öfke ve Catherine’in toplumsal beklentilerle kendi vahşi doğası arasındaki o meşhur çırpınışı... Okurken bazen nefesim kesildi, bazen karakterlerin bencilliği karşısında sarsıldım. Ama Emily Brontë öyle bir atmosfer yaratmış ki, o rüzgarlı tepelerin soğuğunu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. ​Eğer ruhunuza dokunacak, sizi rahatınızdan edecek ve bittiğinde bile zihninizde o uğultuyu devam ettirecek bir klasikle tanışmak isterseniz, bu kitap sizin için bir davetiyedir. ​Sizce büyük bir aşk, ölümden ve hatta intikamdan daha güçlü olabilir mi? Yoksa bazı aşklar, sadece geride bıraktıkları yıkıntılarla mı hatırlanır? Siz kitabı okuya durun ve kalbiniz bitirdiğinizde size muhakkak bir cevap verecektir.
Uğultulu TepelerEmily Brontë · İthaki Yayınları · 202657,9bin okunma
8/10
·240 syf.··
2026 12. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 14:17
Eğer kalbinize dokunacak, sizi İtalya’nın o sıcak ve büyüleyici yaz günlerine götürecek psikolojik-romantik bir kurgu arıyorsanız, aradığınızı buldunuz. Kitap, 1980’lerin Kuzey İtalya’sında geçiyor. 17 yaşındaki Elio ile babasının araştırma görevlisi Oliver arasındaki o yoğun, sarsıcı ve dönüştürücü aşkı anlatıyor. Ama bu kesinlikle sıradan bir roman değil; kimlik keşfinin, tutkunun ve büyümenin hikayesi. Yazarın dili öyle naif ki, hikaye adeta içinize işliyor. Okurken altını çizdiğim, beni en çok sarsan ve günlerce düşündüren o derin pasajı sizinle de paylaşmak istiyorum: “Yüreğimiz ve bedenlerimiz bize sadece bir kez için verilmiştir. Çoğumuz ister istemez, sanki yaşanacak iki hayatımız varmış gibi yaşarız. Ama sadece bir tane vardır.” Gerçekten de öyle değil mi? Sanki yedekte bir ömrümüz varmış gibi acıyı da mutluluğu da hep erteliyoruz. Kitap bittiğinde kendinizi sorgulamaktan alıkoyamıyorsunuz: “Biz hayatı hakkını vererek mi yaşıyoruz, yoksa sadece bir taslak gibi mi harcıyoruz?” Benim için kitabın özeti şu oldu: Bazı aşklar yaşanmak için değil, hatırlanmak için vardır. Ve hatırlamak da bir çeşit yaşamaktır. İçinizde derin bir iz bırakacak bu hikayeye mutlaka şans verin. Ben bu büyüleyici atmosferden çıkamadığım için hiç vakit kaybetmeden devam kitabı olan ”Bul Beni”ye başlıyorum! Elio ve Oliver’ın yıllar sonraki hikayesini acayip merak ediyorum. Aranızda okuyanlar varsa yorumlarda buluşalım, neler hissettiniz? Henüz okumayanlar, listenize eklediniz mi?
1000Kitap
Adınla Çağır BeniAndré Aciman · Sel Yayınları · 20244,330 okunma
Puan vermedi·56 syf.··
2026 6. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 14:46
Geçmişe yolculuk Stefan Zweig’ın 1920’li yıllarda el yazmaları arasında bulunan 1970’li yıllarda yayınlanan bir novellasıdır. Ana karakterimiz Ludwig adında bir gençtir. Kitap genel olarak yasak aşk ve o aşkın zamana karşı direnişini ele alır. Fakat derin, büyük ve gizli bir aşk zamana direnebilir mi, ilk günkü kadar taze kalabilir mi ya da aşk sınır tanır mı ? Benim kanımca kitap bu sorulara da cevap verir. Kitap oldukça akıcı ve yalın bir anlatıma sahip. Okurken bol bol melankoli, özlem ve yoğun aşk duygularına tanık olacaksınız. Zweig’ın bu kitabıda diğer kitapları gibi gerçekçiliğinden, akıcılığından ve sürükleyiciliğinden hiç ödün vermemiş. Ben kitabı büyük bir keyifle okudum ama yaşanan olaylar, hissedilen duygular, bastırılan aşklar, zamanın acımasızlığı bana hiçte yabancı ya da uzak gelmedi. Ludwig’in başlarda hissettiği bu derin ve tutkulu aşk kitabın ilerleyişine ve olaylar örgüsüne baktıkça bana çokta sahici gelmediğini belirtmek isterim. Tek solukta okunabilecek, aşk temalı ve sürükleyici bir kitap istiyorsanız kesinlikle okuyabilirsiniz. Keyifli okumalar diliyorum :)
Geçmişe YolculukStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202533,6bin okunma