Rasulullah sallallahu ve sellem'in şu sözünü işitmediniz mi?
"Allah, bir toplumu sevdiği zaman onları imtihandan geçirir."
O hâlde başına gelen sıkıntılara olumlu gözle bak. Bunları salt ceza olarak değil, bilakis Allah'ın sana bir yakınlaşma vesilesi olarak gör! Bizde kendisine karşı bir gaflet, duygusal bir soğukluk gördüğü için bizi imtihan etti ki kendimizi gözden geçirelim, utanalım, sevelim ve âlemlerin Rabbi olan Allah'a gönülden yakınlaşabilelim.
Kendi payıma ben, devrimlerin (ister düşünsel olsun, ister sanatsal veya siyasal olsun, her alandaki devrimlerin) yasakların bağrından yeşerdiğine inanıyorum. Yağmur altında ıslanmadan yürümek isteyen insan, şemsiye kullanması da yasaklanmışsa, yağmur damlalarının arasından ıslanmadan nasıl geçebileceğinin yolunu bulacaktır. Devrimlerin oluşmasını hazırlayan yasaklar unutulmuştur, ama devrimlerin muhteşem başarıları hatırlarda kalmıştır. İnsanın düşündüklerini söylemesine engel olunmasından daha zalimce bir şey olmadığını kabul etsek bile, lütufların böyle kahırlardan doğduğu da bir gerçektir.
Enstantanenin bağrındaki sır, ebediyen okunamadan orada kalabilir. Bu, o sır okunamadığı için yokluğa gömüldüğü anlamına çekilemez, çekilmemeli. Çünkü o, kentimizin ortasında dikili duran taşın üstündeki hiyeroglifi okuyan bulunmadığı için onun anlamının da bulunmadığını ileri sürmeye benzer. O hiyeroglif şimdiye değin hiç okunmamış da olsa ve şimdiden sonra okunma umudu tüketilmiş de olsa, kendi anlamını kendinde taşımaktadır. O, onu okuyanlardan veya okumayan ve okuyamayanlardan bağımsız olarak kendine mahsus anlamını kendi içinde taşıyıp durur. Bir sırrın varlığı da buna benzer: o sır, onu okuyan olsa da, olmasa da, o enstantanenin içinde ikamet eder. Bu demektir ki, sır, orada, kendini okuyabilecek birini bekler; dahası, onu davet eder.
peki genç yaşlıdan ne öğrendi? Burası hep böyledir, göreceklerin hep bunlar ve böyleleridir, bil ve alış dendi. Alış ki yapacağın yoktur, alış ki elin kolun sana sade yüktür
Ortaokul çağındaki gencecik Müslümana imreniyorum, lise dönemindeki civanmert diriliş erlerine imreniyorum, üniversite köprüsünden geçen İslam yiğitlerine imreniyorum, hayata henüz atılmış Allah'ın askerlerine imreniyorum!.. Ah ben de şu günlerde o çağlarda olsaydım, günün 24 saati birtakım rutin işlerle parsellenmiş bir dönemin adamı olarak değil de, geceyi gündüze bilenerek bağlayan bir yaşın doludizgin savaşçısı olarak hazırlansaydım gelen İslam çağına. Her çıkan yeni bir kitabı, Allah'ın ayetlerinden bir ayet taşıyan her kitabı alacak parayı biriktirmek için günlerce bekleseydim, aldığım her kitabı sayfalarında geceleri eriterek içseydim. Yeni bir günün ağaran şafağını çekilmiş kılıç gibi karşılasaydım.