Cerrah Asya profil resmi
Ne kaldı ki benim için yaşamak adına...
Hedef : Tıp
Kadın
802 okur puanı
28 Kas 2016 tarihinde katıldı.
  • Cerrah Asya paylaştı.
    Sabahattin Ali Kürk Mantolu Madonna'dan ibaret değildir!

    SABAHATTİN ALİ | Hayatı, Eserleri, Okuma Sırası videom yayında. İzlemek isteyenler için link⬇️
    https://youtu.be/cLkygG5JZyE

    Sevgiler💐
  • Cerrah Asya paylaştı.
    160 syf.
    - Spoiler Olabilir-

    En çok zorlandığım şeylerden biridir inceleme yazmak ama konu Sabahattin Ali olunca duramadım kitabı okurken bile şunları yazarım diye düşündüm durdum.
    Okuldayım şimdi kitap okuyan kişiler ilgimi çektiğimi söylemişimdir mutlaka söylemediysem bile şimdi söylüyorum kitap okuyan kişiler ilgimi çok çeker ve yazarlarında insan olduğunu düşünmüyorum zaten nedenini bilmiyorum ama ben öyle hissediyorum. Evet işte o güzel kız hemen dikkatimi çekti gidip sordum hangi yazarları seviyorsun falan filan o da bana sordu ve dedim ki Sabahattin Ali sonra elinde bir kitabın ucunu görmeyim mi dedim bu kitap kesin Sabahattin Ali' nin kitabı ve gerçekten de öyleymiş direkt kitabı incelemek istedim ve inceleyip verdim. Sadece bir ders dayanabildim gidip kızdan kitabı isteyip hemen başladım.Kitaba başlamamla bitirmem bir oldu nasıl ve neden bitti diye kendime sordum o kadar çok keyif almıştım ki kitaptan.
    O kadar güzel seviyor ki Sabahattin Ali Aliye'yi o sözler harikaydı...
    Sanki okurken bana yazılmış gibi mutlu oldum , hüzünlendim. An ondu yanında olmak istedim yaşadığını düşünerek... Bazı sözleri aklımda kaldı yanlış olursa af ola.
    '' Böyle şeyler yazma sana deli gibi aşık oluyorum, demiştim ya gerçekten çok fena aşık oldum sana Aliye... ''
    Her mektubun sonunda yazdığı o sevgi sözleri beni benden aldı adeta.
    Sadece bunla kalmıyor yaşadıkları o kadar etkiledi ki beni hala etkisindeyim ve bu hiç geçmeyecek.
    Hani bir sözünde , '' Sen benim için her halinle güzelsin. '' benim için de sen her halinle güzelsin Sabahattin Ali'm...
    Hele o kitaplara olan sevgin beni sana daha çok bağlıyor Sabahattin Ali'm. Annenin rahatsızlığından dolayı sana karşı hal ve tavrı senin kendi dünyana çekilmeni ve kitaplarla yaşamanı sağladı ya iyiki sağlamış çünkü bilindiği ve anlatıldığı üzere birçok kez intihar etmeye kalkışmışsın. Ve iyiki başarılı olamamış bizlere güzel eserler bırakmışsın. Sabahattin Ali'm seni görmek o kadar çok isterdim ki...Ah.. düşünmesi bile çok güzel. Biliyor musun Sabahattin Ali'm kızınla iletişime geçtim sayılır onu bulup senin hakkında her şeyi öğrenip sanki sana bakar gibi ona bakacak ve konuşacağım.
    Biraz kitap dışına çıktım aslında çok da çıkmadım neyse...
    Sabahattin Ali'nin el yazısıyla yazdığı mektupların görselleri kitapta bulunmakta Sevgili Aliye'ye yazdığı mektuplar sanırım Osmanlı Türkçesi ile Filiz Ali' ye yazdığı ise latin harfleri yani şimdiki yazdığımız gibi yazmış.
    Gerek yaşamını gerekse o güzel samimiyeti ve tatlılığını kitaptan alabiliyorsunuz. Yaşadığı çevre az da olsa anlaşılıyor. Etraftaki etkenlerden dolayı Aziz Nesin ile çıkardığı gazeteyi Aziz Nesin ile dağıtıp çok satması gerçekten iyiydi vay be dedirtti sadece son zamanlarda biraz sıkıntılar oluyor.
    Beni üzen ise annesinin rahatsızlığından dolayı yaşadıkları yetmezmiş gibi her yazdığı gazete yazısından dolayı hapse girmesi... Sabahattin Ali'nin şu sözü gerçekten hoşuma gitmişti. '' Adalet elbet bir gün beni haklı bulacaktır'' bunun gibi bir şeydi sanırım...
    Bir de en çok istediğim şeylerden birkaçı şöyle:
    Bilindiği üzre Sabahattin Ali'nin ölümünden 71 yıl geçti ve kitaplarının telif hakkı kaldırıldı. İnşallah ya Filiz Ali'nin bu konuda yaptığı mücadele başarılı olması ya da sadeleştirme bahanesiyle kitabın değişmemesi... ( kitapta sadeleştirecek ne var ki gayet sade... )
    Bir de Filiz Ali'nin de çok istediği bir şey olan Sabahattin Ali'nin neden ve kim tarafından öldürüldüğü ortaya çıkıp cezasını alması...
    Kitabın dışına biraz çıkmış olabilir bilmeden spoi vermiş olabilirim kusra bakmayın. İçimden gelenleri yazabilmişken içimi dökmek istedim.
    Kitap gerçekten okunması gereken eserlerden ben çok beğendim umarım siz de beğenirsiniz.
    Keyifli okumalar...
  • Cerrah Asya paylaştı.
    Ey İstanbul
    Rüzgarın savurdu ruhumu
    Ne anılar kaldı geride
    Ne sevinçler
    Ne de seyrina dalıp salıp
    Bakdığım İstanbul

    Ey İstanbul
    Duvarlar sana vâveyla
    Ruhum sana kilitli
    Kaçinci kez ruhumda yaktığın
    Ateştir ki bu, sönmedi

    Ey İstanbul
    Vuslat dolu ruhumun
    Bilmem kaçıncı yok oluşudur ki
    Dirilmeye hazırlanıyorsun
    İstanbul...

    C. Asya
  • Cerrah Asya paylaştı.
    408 syf.
    ·6 günde·Beğendi·10/10
    "Kitap yakılan bir yerde sonunda insanları yakarlar."
    ~Heinrich Heine, Almansor, 1821 #39266561

    Damarlarımda hissettim, düşlerimde hayal ettim, gözlerimle gördüm, yüreğimle yaşadım, yürürken düşündüm, okurken doyamadım, bir yandan hızlıca sayfaları çevirmek, bir yandan sayfalar bitmesin istedim. Vücuda verilmiş özel bir karışım almışım gibi kendimden geçtim, sonsuz öykülerde kaybolmak, o dünyadan ayrılmak istemedim. Bir yazar, milyonlarca insanı bu ruh haline bir kitapla sokabilir, evet bunu yapabilir. Kitapların gücü o kadar fazla ki, işte bu yüzden korkuyorlar! İşte bu yüzden yok etmek istiyor, yasaklıyorlar!

    Fahrenheit 451 ile Ray Bradbury dünyasına adım attım. O kadar zevk aldım ki, o kitabı da bitirmek istememiştim. Ana kahramanız Guy Montag ile bağ kurdum, o bağ kopmasın istedim. 451 severler, bunu hep dilemiştir muhtemelen. Yakma Zevki ile 451’in daha öncesine gidiyoruz.

    İncelemeyi tamamlamaya yakın, Kitap Kıyımının Evrensel Tarihi ‘ne başladım. Fernando Baez ‘in 18 sayfalık sunuş bölümü, buraya bir şeyler eklemem gerektiğini hatırlattı. İncelemem eksik gibiydi, tam olmasa bile daha iyi hale getirdiğimi düşünüyorum.

    *

    Sistemin eleştirisini doruklara taşıyan anlar vardır. Bu anları iyi anlamak ve kavramak gerekir.

    1984 ‘ün üçüncü bölüm sonrasında ki Winston ve O’Brien,
    Cesur Yeni Dünya ‘nın on altıncı bölümden itibaren Vahşi, Helmholtz ve Mustafa Mond,
    Yakma Zevki ‘nin ise Montag ve Leahy ile olan yüzleşme diyaloglarını dikkatlice ve anlayarak okuyunuz, gerekirse birkaç kez okuyup, notlar alınız. Güçlü ile güçsüzün diyalogları ve aktarılan bilgiler o kadar önemli ki, nefesiniz tutulurcasına okursunuz. Vurucudur, hakikattir, gizlenmiş tüm sözcüklerin ortaya çıkması, akla karanın yüzleşmesidir. Bilgidir, birikimdir, PATLAMADIR! HAYKIRIŞTIR!

    Her diyalog beyninize inmiş bir balyoz gibidir. Sizi kör eden her şeyin ilacı gibidir. Oradadır, çekip almak size kalmıştır. Bir kitap o kadar çok şeydir ki, neleri başarıp başaramayacağı, okuyucusunda gizlidir.


    YAKMA ZEVKİ!

    İnsanın Yıkıcılığı arttı ve artmaya devam ediyor. İnsanın içinde yok etme içgüdüsü olduğunu savunmuş Sigmund Freud . İnsan eyleme geçmek için bir kıvılcım bekler, her zaman içinde var olanın dışarıya çıkmasını bekler. En masum görünümlü insan, ne yaptığına anlam veremediğimiz ve zihnimizin kabul etmek istemeyeceği suçlar işleyebilir. Bunun önceden kestirilmesi güçtür. İnsan bir şey yapmak isterse yapar, onu ne yasa ne de başka şey durdurabilir.

    Kitapta on üç ana öykü bulunmakta. Sonda ki diğer üç öykü ise, kısa olduğu için diğerlerine nazaran biraz daha hafif. İncelemeyi biraz öykü öykü, birazda doğaçlama yolu ile yapacağım.

    Öykülerin ana teması yakılan ve yasaklanan kitaplar, sansür edilen fikirler, yok edilen özgür düşünceler ve yaratılan otomat kafalı insanlar.
    Dünyayı daha iyi bir yer haline getirme hayalleri içinde, ruhsuz bir dünya yaratılması, ruhsuz dünyanın hiçbir şey hissetmemesi.

    İnsanın doğası mümkün olabilecek her şeye gebedir. En önemlisi, insan dediğimiz varlık, mutluluktan mutsuzluk, mutsuzluktan da mutluluk çıkarabilecek bir yapıya sahiptir. Yeter ki kendi özgür hür iradesi ile yaşasın ve düşünsün. İnsan ilk önce kendisine hükmetmelidir. Kendi kontrolünü başkasına vermek gibi bir ahmaklığa düşmemelidir. Yönetilmesi normal olabilir fakat, kendisini yöneteni de denetlemekle görevlidir. Sustukça balyozu kafana yersin, sonra bir bakmışsın, öyle bir susmuşsun ki, son balyoz darbesi ile toprağa gömülmüş, boğulmuşsun. İpler hiçbir zaman bir başka varlığın eline ya da devlete veya sisteme bırakılamaz. Bilimkurgu, distopya ve ütopya eserler bunlar üzerine kuruludur çoğu zaman. Var olanın tam tersini ya da daha ilerisini gören, düşünüp; kurgulayan ve yazan insanlara ayrıca minnet duymalıyız.

    Öykülerin adlarını büyük harfle yazıp birkaç tanesini az ve öz size aktarmaya çalışacağım. Çünkü bu kitabın adını arattığınızda öykülerin ne anlattığı hakkında bilgi edinemezsiniz. Ben biraz katkı sağlamak istedim.

    *ÖLDÜKTEN SONRA DOĞMAK, yaşamın bittiği, ölümün hüküm sürdüğü mezardan taşan bir yaşama konuk ediyor sizi. Mezardan kalktınız ve hayatınızı geçirmek istediğiniz, yarım kaldığını düşündüğünüz yere koşuyorsunuz, aşkınızın evine gidiyorsunuz. Sizi gördüğünde verdiği cevap ise "Biz artık düşmanız, Paul. Artık birbirimizi sevemeyiz. Ben canlıyım, sen ölü. (...) Doğal düşmanlarız biz." #38930571 burada ki düşmanlık, yaşamın ölüm karşısında ki zıtlığıdır.

    *ATEŞ SÜTUNU, mezardan ölüm doğurmaya devam ediyor. William Lantry 2349 yılında ölüm uykusunda uyanıyor ve beyaz pudra şekeri kıvamındaki bedeni ile uyumsuzluğa adım atıyor. Bu yüzyıl ona çok yabancı. Kitaplar yok edilmiş, insanlar düşünemeyen tek tip halini almıştır. Kendisi gibi ölüler yok edilmiş, mezarların içinde ki ölüler yakılmıştır. Kendisi son kalandır. Yok edilmeden önce uyanmış ve ölümü bu dünyaya getirmeye yemin etmiştir. Bu öyküden başlayarak edebiyat ve kitaplar karşımıza çıkıyor ve bize müthiş bir şölen yaratıyor aslında. Kütüphaneye gider Lantry ve Edgar Allan Poe var mıdır diye sorar…

    "Kim demiştiniz?”
    “Edgar Allan Poe.”
    "Dosyalarımızda bu isimde bir yazar yok.”
    "Bir kez daha bakar mısınız lütfen?”
    Bir kez daha baktı. “Ah, evet. Endeks kartına kırmızı bir işaret konmuş. 2265 yılındaki Büyük Yakma’dan önceki yazarlardan biri olsa gerek.”
    (…) Bu arada, hiç Lovecraft var mı elinizde?”
    “Seksle ilgili bir kitap mı?"
    Lantry kahkahayı bastı. “Hayır, hayır. Adamın adı o!”
    Kadın dosyaları karıştırdı. “O da yakılmış. Poe’yla birlikte.”

    *PARLAK ANKA KUŞU, 2022 yılında geçiyor, Kütüphane ile başlıyor hikâye. Kitapları yakmak için Kütüphanenin kapısını çalıyor Barnes. İnsanlık için yakmak istiyor, onun görevi bu. Kitapların kime ne faydası vardır ki? Kitaplar yakılırken, insanlar toplanmıyor bile, karşı bile çıkmıyor, unutmuşlar onları. “Kitaplar gibi insanları da yakmayacağım ne malum?” diyor ve doğru bir soru soruyor. Kitap yakan, insanı da yakar. Ki yakmadı mı zaten?

    *MARS’IN ÇILGIN BÜYÜCÜLERİ, 2100 Yılı Mars’ta bir sorun var ve oradaki sorunu kökten halletmek için bir roket fırlatıyor, dünyada ki kitaplar yakılmış, yazarlar da yakılmış. Geriye sadece Mars kalmış, çünkü Mars’a kaçmışlar. Bu hikaye de Edgar Allan Poe , Bram Stoker , Mary Shelley , Henry James , Lewis Carroll , H. P. Lovecraft , H. G. Wells , Aldous Huxley , Stendhal , William Shakespeare ve niceleri eşlik ediyor. Okurken bu dünyadan ayrılmak istemeyeceksiniz.
    "Çok acımasız bir adamsın, Poe."
    "Korkmuş ve öfkeli bir adamım. Ben bir tanrıyım, Hawthorne, tıpkı senin gibi, hepimiz gibi tanrıyım." #38983584

    *ÇILGINLIK KARNAVALI, Ray Bradbury Stendhal ‘ın önderliğinde bizi alıp götürüyor. Kendimizi Stendhal’ın kollarına bırakıp, gözümüzü kapatıyor ve karnavalın tadını çıkıyoruz! Edebiyatın en ürkünç karnavallarından bir tanesi ile karanlığın hüküm sürdüğü kalede, kötü ile daha kötünün karşılaşmasına konuk oluyoruz.
    "Cehalet, Bay Garrett, ölüm getirir." #36691790

    Kısa kısa ve bilerek yarım bırakarak anlattım. Her detay size spoiler olarak dönebilir o yüzden okuma zevkinizi almak istemedim. İncelemelerimde spoiler’a yer vermiyorum.

    *

    Kitapta, Fahrenheit 451 ‘in çok iyi bildiğimiz İTFAİYECİ hikayesi de mevcut. Ben bu hikâyeyi ezbere yakın biliyorum. İtfaiyeci yazılmadan önce, GECEYARISINDAN EPEY SONRA ‘yı yazıyor Ray Bradbury’i. İkisinin birbirinden farkları var ama bütünlük olarak aynı hikayeler. Öykücülüğünün iyi olmasının sebebi defalarca defalarca yazması ve edebiyata hakim olmasıdır. Geceyarısından Epey Sonra’yı okuduğumda farkları hemen hissettim. Guy Montag ile yeniden buluşmak fazlasıyla keyiflendirdi beni.

    Kitabın başlangıç konuları, birbirinden farklı. Hatta HBO’nun yeniden çevirdiği ve hiç sevmediğim 451 filmine de bu giriş hayat vermiş. Filmi 20 dakika zor izledim o yüzden geri kalanını pek bilmiyorum. İlk hikâyeyi yani Geceyarısından Epey Sonra’yı baz almışlar. İki hikâyeyi de okuyup kendiniz bu farkları bulabilirsiniz. Ben size iki örnek vereceğim.

    GECEYARISINDAN EPEY SONRA
    Hepsi Bay Montag’a baktı.
    “Dün gece yakaladığımız o yaşlı adama ne yapacaklar şimdi?” diye sordu Montag.
    “En az otuz yıl tımarhaneye atacaklar.” Sy.186

    İTFAİYECİ
    Hepsi Bay Montag’a baktılar.
    Bay Montag yutkundu. “Dün gece kitaplarla yakaladığımız o yaşlı adama ne olacak şimdi? diye sordu.
    “Tımarhaneye atılacak.” sy.274

    GECEYARISINDAN EPEY SONRA
    “Bir kız için ne çok şey düşünüyorsun,” demişti Bay Montag ona bakarak.
    “Düşünmek zorundayım. Düşünmek için o kadar çok vaktim var ki. Hiç televizyon izlemem ya da yarışlara veya lunaparklara ve onun gibi yerlere gitmem.” Sy.196

    İTFAİYECİ
    “Bir kız için ne çok şey düşünüyorsun,” demişti Bay Montag, huzursuz bir edayla.
    “Çünkü düşünmek için vaktim var. Ben hiç televizyon izlemem ya da oyunlara, yarışlara veya lunaparklara gitmem.” Sy.284

    Bu iki örnek birçok yerde önümüze çıkıyor. Sevgili Ray Bradbury tekrar tekrar okudukça daha iyisini yazabileceğini düşünmüş olsa gerek. Benim düşünceme göre de İtfaiyeci öyküsü daha derli toplu, daha usta işi olmuş. Kelimeler, diyaloglar daha iyi kotarılmış. Kitabın sonunda da farklılar var tabi ki. Okuyunca bütün farkları kendiniz analiz edersiniz. Unutmadan, 451 kitabında ki öykü İtfaiyecidir, gece yarısından epey sonra değil. Yakma Zevkinde ikisinin de olması çok isabetli bir karar. Zaten 451 öyküleri diye geçiyor.

    Bu kısa incelememi toparlamam gerekiyor artık. Kısa oldu bence… : )

    Öykülerini yazdığı yılları düşündüğümüzde bol bol “Gotik” edebiyattan alıntılar yapmış Ray Bradbury. Özellikle Poe’yu tanımayan okurlar, bu kitabı okuduktan sonra kesinlikle Poe’nun kitaplarına hücum edecektir. O kadar güzel detaylandırmış ve konu etmiş ki öykülere doyamıyorsunuz. Neredeyse, İthaki’nin “Karanlık Kitaplar Serisi” Yakma Zevki içinde geçen yazarlarla dizayn edilmiş diyeceğim. Kim mi onlar?
    Washington Irving , Stephen Graham Jones, Bram Stoker, Edgar Allan Poe, H.P. Lovecraft, Mary Shelley …

    Listeye buradan ulaşabilirsiniz: https://forum.kayiprihtim.com/...kitaplik-serisi/2874

    Kitapları yakanların “cahiller” olduğu düşüncesini aklımızdan çıkarmamız gerekiyor. Tam tersi, akıllı ve donanımlı insanların kitapları yaktığını ve yok ettiğini düşünebiliriz. Bilgiden, düşüncelerden, kitlelerin bu fikirlerden etkilenmesinden korkuyorlar. Korudukları tahtlarından olmamak için, kitlesel kitap kıyımları gerçekleştiriyorlar. 1984’ün yazıldığı döneme bakın. Araştırma yaptığınızda Sovyet Düşmanı yazar olan çıkıyor karşımıza Orwell. Hedef tahtasıdır. Kendisi de kitapları da yasaklıdır. Zaten kitabının basılması da kolay olmamıştır.

    Okunan kitap sayısı, çoğalmak yerine her yıl azalırsa, bu öngörüler rahatça gerçekleşecektir. İnsanların önem vermediği kitaplar yakıldığında, sabah işlerine gitmeye, yemeklerini yemeye devam edeceklerdir emin olabilirsiniz. Bir grup azınlık direnir ve onlarda susturulur zaten. Her kitap değerli midir sorusu başka bir konudur. Buna kesinlikle evet diyemeyiz. Safsataların dolu olduğu, sırf propaganda yapmak için ısmarlama şekilde yazılmış kitaplar değerli kitaplar değillerdir. Genellikle, tarihi; gerçeklerden saptırmak için uydurulmuş yazılardır. Dünyanın her yerinde bu kitaplara rastlamak mümkündür.

    "On yıldır dünyanın beynini öldürüyor, üstüne gazyağı döküyorum. Tanrım, Millie, bir kitap bir beyin demek.
    Biz tüm bu yıllar boyunca sadece o kadını ya da onun gibi bir sürü başka insanı öldürmedik.
    DÜŞÜNCELERİ YAKTIM BEN, PERVASIZCA, CAYIR CAYIR" #39087426

    Birisi korkutucu kitaplar mı yazmış, YAK GİTSİN!
    Birisi sistemi eleştiren kitaplar mı yazmış, YAK GİTSİN!
    Birisi geçmişin gerçeklerinden bahseden kitaplar mı yazmış, YAK GİTSİN!
    Birisi 2+2=4’tür diyen kitaplar mı yazmış, YAK GİTSİN!
    BURN IT MR. MONTAG, BURN IT!!!

    Jorge Luis Borges şöyle der:
    "İnsanın araçları içinde hiç şüphesiz en şaşırtıcısı kitaptır. (...) kitap bambaşka bir şeydir: Kitap belleğin ve hayal gücünün uzantısıdır." #39269501

    *

    Her Şeyi YAK GİTSİN - I --:>> #30692194

    Bilimkurgu - Çizgiroman - Manga Etkinliğimiz: #28996895

    Ray Bradbury Etkinliğimiz: #38068128

    *

    İncelemeyi okuduğunuz için teşekkür ederim.
    Kitaplarla kalın!
    Onlara birisi el uzatırsa, ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz!
    Montag ne yaptıysa, sizde onu yapın! 10/10
  • Cerrah Asya paylaştı.
    144 syf.
    ·Beğendi
    Bilenleriniz vardır geçenlerde bir ileti altında Aziz Nesin'i iki kere rüyamda gördüğümü ifade etmiştim. Buna istinaden, rüyaların bize bir şeyler anlatmak istediğine inanan biri olarak onu daha iyi tanımak adına elimden geldiğince eserlerini okumaya karar verdim. Dün yazarın iki kitabını, biri çocuklara yaşanmış hikayeler adı altında "Borçlu Olduklarımız" Adam Yayınları'ndan, diğeri de büyüklere masallar adı altında da "Memleketin Birinde'yi Nesin Yayınevi'nden okudum.
    Gelelim kitabın içeriğine;

    Kitabın başında Aziz Nesin'in T. Alangu ile kendi yazım tekniği hakkında yaptığı bir röportaj bulunuyor. Nesin'in bu röportajda verdiği bilgilere göre halk masalları adı altında yayınladığı eserlerinde amacının halkın ilgisini ve dikkatini masalsı anlatım tarzıyla toplum sorunlarına çekmek olduğunu ifade ediyor. Ben güldürürken düşündüren bu masalları okurken gerçekten keyif aldım diyebilirim.

    Eserdeki hikayeler içinde üzerinde durulması gereken iki hikaye vardı ki onlara değinmeden geçemeyeceğim.

    İlki "Bir Çin Hikayesi" başlığı altında yazdığı hikaye için yazarın getirdiği açıklamalarla gayet ilgimi çekti. Nesin bu hikayedeki olayı önce Türkiye'de geçiyor gibi yazıyor ama malesef iki dergi dışında hiçbir dergi bu hikayeyi yayınlamaya yanaşmıyor. Bunun üzerine olay Çin'de geçiyormuş ve hikaye çeviriymiş gibi bir Çin hikayesi olarak yayınlamak zorunda kalıyor. Sadece burdan bile o zamanlarda da ülkemizdeki demokratik düzenin nasıl işlediğini gayet net bir şekilde görebiliyoruz.

    İkincisi de "Bayan Maymun" hikayesinde Aziz Nesin, insanlıktan, yaptığı estetik operasyonlar sonucunda maymuna evrilmiş ve hayvanat bahçesine kapatılmış Bayan Maymun ile sohbet ediyor.
    Bayan Maymun ona;
    "Siz hiç kafese girmediniz mi?" diye soruyor. Bunun üzerine cevabı;
    - Sen bana bakma. Ben hem yazarım, hem de mizahçıyım. Böyle olunca arasıra "Aslan kafeste gerek" diye beni içeri alırlar." oluyor.
    Yaşanmışlıklarla birleştirilince verdiği mesaj da gayet manidar olmuş doğrusu.

    Son olarak, Aziz Nesin'in bozuk düzeni, siyasi arenalarda yaşanan yozlaşmaları, çarpıklıkları ve toplumdaki ahlaki çöküşleri gözler önüne serdiği bu hikâyeleri okumalısınız diyorum.

    Herkese keyifli okumalar diliyorum.
  • '' Biz bu gazeteyi dağıtamayız! '' dediler. Bunun üzerine Aziz Nesin ile ben gazeteleri sırtlayıp kendimiz tevzi ettik. Bununla beraber Markopaşa bir gün içinde satıldı.
  • Hayatımda gösteremediğim teesürümü yazılarımda gösteriyorum.
Ne kaldı ki benim için yaşamak adına...
Hedef : Tıp
Kadın
802 okur puanı
28 Kas 2016 tarihinde katıldı.
2019
9/70
13%
9 kitap
1.005 sayfa
1 inceleme
19 alıntı
6 günde 1 kitap okumalı.
En çok okuyanlar'da 264. sırada.