bavulu toplayıp ilk uçakla vatikan'a gitme ve kitapta bahsi geçen yerleri tek tek gezme isteği doğuran kitap.
kitabın eleştirilebilecek olumlu-olumsuz birçok yönü olabilir. bundan şimdilik bahsetmeyeceğim ama şu da bir gerçek ki her seyi yeniden sorgulamami saglayan kitaptir bu. ilk okuduğum zamanı hiç unutmam. beni o kadar etkilemişti ki bi çeşit aydınlanma yaşadığımı düşünmüştüm. hatta beni kalbimden vuran partı her nedense kitabın başlarında robert langdon ve vittoria arasında geçen konuşma olmuştu. vittoria langdon'a tanrı'ya inanır mısınız" diye sormuştu. langdon da buna karşılık "dünyadaki din dağılımına bir bak. herkes bir yerde gruplanmış. hristiyanlar, müslümanlar vs. yani nerede doğduğuna göre her şey belirleniyor" tarzı bi cevap vermişti. bu cevap beni o kadar sarsmıştı ki bildiğim her şeyi yeniden gözden geçirme ihtiyacı hissetmiştim. Okuyali baya oldu ama robert langdon bi anda idolüm olmuş, her türlü tarihi veya bilimsel konuya ilgi duymaya başlamıştım. ne kadar sorgularsam, cevapların o kadar azaldığını fark etmiştim. cennet-cehennem anlayışı yani daha doğrusu ödül-ceza anlayışının geçmişten beri gelen bütün inanışlarda aynı olduğunu görmem. tek tanrı anlayışının sonradan gelişmiş olması, ondan önce inanılan tanrıların kutsallığını kaybetmesi, her grup farklı ritüellere sahipken hepsinde iyi-kötü ayrımının çok benzer şekilde yapılması. tartışılan konuların neredeyse hep öbür dünyada ne olacağıyla alakalı olması yoksa bu dünyadaki iyi ve kötüyü insanın zaten vicdanıyla da ayırt edebilmesi vs vs vs . bilen bilir, taşlar yerine oturdukça, bilinmezlik daha bir artıyor sanki. sonunda düşündüğünüz gibi ateist olmadım. Allaha şükür neyse kısaca bu kitap çok şey kattı bana. sadece içeriğiyle de değil, beni araştırmaya, okumaya yönlendirmesiyle hayatımdaki yeri