Dünyada sizden, yani bütün erkeklerden niçin bu kadar çok nefret ediyorum, biliyor musunuz? Sırf böyle en tabii haklarıymış gibi insandan birçok şeyler istedikleri için. Beni yanlış anlamayın, bu taleplerin muhakkak söz haline gelmesi şart değil. Erkeklerin öyle bir bakışları, öyle bir gülüşleri, ellerini kaldırışları, hulasa kadınlara öyle bir muamele edişleri var ki… Kendilerine ne kadar fazla ve ne kadar aptalca güvendiklerini fark etmemek için kör olmak lazım. Herhangi bir şekilde talepleri reddedildiği zaman düştükleri şaşkınlığı görmek, küstahça gururlarını anlamak için kafidir. Kendilerini daima bir avcı, bizi zavallı birer av olarak düşünmekten asla vazgeçmiyorlar. Bizim vazifemiz sadece tabi olmak, itaat etmek, istenilen şeyleri vermek. Biz isteyemeyiz, kendiliğimizden bir şey vermeyiz. Ben bu ahmakça ve küstahça erkek gururundan tiksiniyorum. Anlıyor musunuz?
bavulu toplayıp ilk uçakla vatikan'a gitme ve kitapta bahsi geçen yerleri tek tek gezme isteği doğuran kitap.
kitabın eleştirilebilecek olumlu-olumsuz birçok yönü olabilir. bundan şimdilik bahsetmeyeceğim ama şu da bir gerçek ki her seyi yeniden sorgulamami saglayan kitaptir bu. ilk okuduğum zamanı hiç unutmam. beni o kadar etkilemişti ki bi çeşit aydınlanma yaşadığımı düşünmüştüm. hatta beni kalbimden vuran partı her nedense kitabın başlarında robert langdon ve vittoria arasında geçen konuşma olmuştu. vittoria langdon'a tanrı'ya inanır mısınız" diye sormuştu. langdon da buna karşılık "dünyadaki din dağılımına bir bak. herkes bir yerde gruplanmış. hristiyanlar, müslümanlar vs. yani nerede doğduğuna göre her şey belirleniyor" tarzı bi cevap vermişti. bu cevap beni o kadar sarsmıştı ki bildiğim her şeyi yeniden gözden geçirme ihtiyacı hissetmiştim. Okuyali baya oldu ama robert langdon bi anda idolüm olmuş, her türlü tarihi veya bilimsel konuya ilgi duymaya başlamıştım. ne kadar sorgularsam, cevapların o kadar azaldığını fark etmiştim. cennet-cehennem anlayışı yani daha doğrusu ödül-ceza anlayışının geçmişten beri gelen bütün inanışlarda aynı olduğunu görmem. tek tanrı anlayışının sonradan gelişmiş olması, ondan önce inanılan tanrıların kutsallığını kaybetmesi, her grup farklı ritüellere sahipken hepsinde iyi-kötü ayrımının çok benzer şekilde yapılması. tartışılan konuların neredeyse hep öbür dünyada ne olacağıyla alakalı olması yoksa bu dünyadaki iyi ve kötüyü insanın zaten vicdanıyla da ayırt edebilmesi vs vs vs . bilen bilir, taşlar yerine oturdukça, bilinmezlik daha bir artıyor sanki. sonunda düşündüğünüz gibi ateist olmadım. Allaha şükür neyse kısaca bu kitap çok şey kattı bana. sadece içeriğiyle de değil, beni araştırmaya, okumaya yönlendirmesiyle hayatımdaki yeri
trende cinayet temasını ustalıkla işleyen ayrıca adalet kavramı üzerinde bir kez daha düşünmeyi de sağlayabilecek, öç temasına dayalı bir eser. fidye amacıyla kaçırılan küçük bir çocuğun öldürülmesi üzerine yıllarca süren intikam planı trende uygulamaya konulur. ustaca yazılmış polisiye roman
Okurken Herkesten şupelenmistim zaten ne yalan söyliyeyim
Gercekten okurken imrendigim bir hikaye. Hayatimizdaki degisiklikler icin en ufak bir adim bile atamiyoruz. birakin farkli insan tanimayi ,tanismayi kendi ic dunyamizi aramayip bulma yolculuguna cikmaya korkar olduk.acaba kendi ic dunyamizi sinirlarimizi biliyor muyuz yoksa bastiriyor muyuz.Kime guvenelim?Nasil yola cikalim. O ciktigimiz insanlarin bizi yari yolda bırakmayacağı ne malum.bildigimiz tek şey istenildi mi ve dogru zaman dogru ortam oldu mu herseyi yapabilmek mumkun.Ve tabii isaretleri de takip etmek kaydiyle kips;)
SimyacıPaulo Coelho · Can Yayınları · 2024246,4bin okunma
Kendimden biliyorum. Hayatiniza minnaklardan biri girdimi daha önceki yaşadiginiz zamanlar hiç birseymis diyorsunuz.hayatiniz degisiyor. Düşünceleriniz, Öncelikleriniz, cevreniz......