Teknik bir ressam olan John Berger babası öldüğünde tabutunun başına geçer ve naaşının birkaç çizimini yapar. Bu onları anlattığı yazısında şu ifadeleri kullanır:
Ağzını, kaşlarını, göz kapaklarını çizdikçe, kâğıdın beyazlığında bunların belirgin biçimleri çizgilerle doğdukça, bu çizgileri şimdiki hallerine getiren o tarihi ve deneyimi duyumsadım. Şimdi babamın hayatı çizmekte olduğum kâğıdın dikdörtgeni kadar sonluydu; ama kâğıdın içinde, herhangi bir çizimden çok daha sonsuz gizemli bir yolla, kişiliği ve alınyazısı doğmuştu. Ben bir kayıt tutuyordum; onun yüzüyse daha şimdiden hayatının bir kaydıydı yalnızca. Artık her çizim bir ayrılık sahnesinden başka bir şey değildi.
...
Yaptığı çizimin uyuyan bir insana değil de bir ölüye ait olduğunu bütün insanların fark edeceğinden bahisle şu ifadeleri kullanır:
Kimse uyuyan bir adama böylesi bir nesnellikle çizmezdi. Bir sonluluk var bu nitelikte nokta nesnellik, bir şeyi sona erdikten sonra geriye kalandır.
...
Çizimlerden birini, çerçeveleyip çalıştığın masanın önündeki duvara asmak üzere seçtim. Babamın resmi ile babam arasındaki ilişki yavaş yavaş ve tutarlı bir biçimde değişti- en azından benim için değişti.