Kitap şamanizmle ilgili felsefeden çok geleneklerden, ritülellerden, ilaçlardan vs bahsediyor. Okurken günlük hayatta yaşadığımız her şeyin içinden bir tutam buluyorsunuz bu nedenle ilgi çekiyor baya. Tü tü tü maşallah derken bile şamanizm geleneklerini kullanıyormuşunuz mesela. Buradaki tükürmek aslında aklımızda dilimizdeki kötülüğü dışarı atmakmış. Günlük hayatta yaptığımız her hareketin açıklayıcı bir gelenek olduğunu öğreniyorsunuz. Ay ile ilgili olan bilgiler daha ilgi çekiciydi. Kitabın başlarında doğanın parçalarının önemi daha sonra hayvanların önemi, anlamları ve sonlarda da her şeyi iyileştirenin doğada yine mevcut olduğu ve tedavi yöntemleri anlatılıyor. Aslında tamamen doğal bir hayat yaşayıp doğaya ayak uydurduğumuzda, doğadan yine iyileşebiliyoruz ki şu an yaşadığımız yapay hayatı düşününce nasıl zehirlendiğimizi görüyoruz. Kitap şamanizmin felsefesini biraz daha anlatsa daha güzel olurdu tabi. Her ne kadar felsefesi güzel olsa da mantığa uymayan yerleri benim için yine de vardı. En ufak zerreye bile bu kadar değer veren bir düşünce neden hala adak kavramından bahseder anlamış değilim. Mesela her ritüelde süt adağı bulunur. Yani doğa bizden bir şey sunmamızı istiyorsa neden başka canlının bir şeyini istesin. Ya da doğanın buna ihtiyacı var mı? Hayvanları adak olarak sunamazsınız yazıyordu, sonra kesilmiş hayvan sunamazsınız yani içinde kan olmayan ama pişmiş olabilir diye yazılmış. E hani her zerre değerliydi hayvanın kesilmesi ne alaka şimdi, bir canlının yaşamının sonlanması nasıl kabul edilebilir? Çelişkili ifadeler vardı. Ama hangi düşünce olursa olsun ben doğanın yaşamın gücünün bu tarz adak adı altında geçen şeylerin sunulmasını mantığa aykırı buluyorum. Bir yaratıcı olsa ya da bir yaşam iyesi de olsa, enerji de olsa böyle şeylere ihtiyaç duymaz.