Ne adı, ne amacı belli bir tesiste yaşananlarla başlıyor kitap. Romanın baş karakterleri Jinman ve Şibong neden oradalar, oraya nasıl ve ne zaman gelmişler belli değil. Orada ne yaptıkları da net olarak anlaşılmıyor. Ama her ikisinin de o tesiste büyüdüğü uzayan boylarından, aldıkları kilodan belli. Çocukken geldikleri bu yerin günah keçisi olmuşlar. Şiddet görüyorlar, taciz ediliyorlar ve çoğu zaman onlara bunu yapanlar bu işkenceden en ufak bir rahatsızlık duymuyorlar. Jinman ve Şibong da kendilerine yapılan şiddetin farkında olamayacak kadar akli melekelerinden yoksun gençler. Bu süreçte, özür dilemeyi öğreniyorlar ve bunu her şeyden çok ciddiye alıyor. Henüz yapmadıkları bir şey için özür diledilerse onu yapmaya, dolayısıyla özürlerinin bir anlamı olmasına özen gösteriyorlar. Çünkü içleri ancak bu şekilde rahat edebiliyor. Ama okudukça görüyoruz ki Jinman ve Şibong gibi özür dileyenler, bu hayattaki asıl suçlular değil. İnsanları kaçıranlar, dövenler ve hatta öldürenler, çalanlar, ailesini yüzüstü bırakıp kaçanlar hiç bir suçluluk hissi ve pişmanlık duymuyorlar. Onlar işledikleri suçları görmezden gelerek, vicdanlarını rahat ettiriyorlar. Yalan söylemeye, hırsızlık yapmaya, adam öldürmeye, çalmaya, aldatmaya devam ediyorlar. Görmezden gelinen suçlar unutuluyor, böylelikle dilenmesi gereken özürler de ortadan kalkıyor. Almancanın en güzel kelimelerinden biridir “fremdschaemen”. Jinman ve Şibong insanlardan başkaları adına özür diledikçe, aklıma hep bu deyim geldi. Belki de bu iki gencin böylesine saf karakterler olarak yaratılmasının ardında da böyle bir anlam oluşturmak istenmiş olabilir. Dünyanın geldiği bu acımasız ortamda tüm kötülere karşı iyi olmayı seçenler, yaşananlardan dolayı üzüntü ve pişmanlık duyanlar, utananlar ancak saf kalanlardır gibi de