Geri Bildirim
Adı:
Kan Ağacı
Baskı tarihi:
Ekim 2010
Sayfa sayısı:
336
ISBN:
9786056402739
Kitabın türü:
Yayınevi:
Nemesis Kitap
"...Hatırlamak tutsaklıktır dostlar! Hatıralar ise geçmişin önünde nöbet tutan güleryüzlü gardiyanlar!.. Diyorum ki unutun! Unutun ve kavuşun geleceğinize! Çünkü özgürlük, geçmişin değil geleceğin ellerinde! Ve unutmayın ki özgürlüğünüzün yalnızca iki kapısı var. Biri aklınız, diğeri ise kalbiniz. İkisinden biri ya da her ikisi birden, farkında bile olmadığınız bir anda kapandı. Açın diyorum! Ve işte şimdi yine, kapıları açık unutarak gidiyorum."

Unutkan, bu geceki son sözlerini tamamladıktan sonra mikrofonu kapattı ve yayını bitirdi. Tutsaklar içinse gece hiç bitmeyecekti.

Melike, güllü sedirde ayaklarını altına topladı.
Canan, iyi bir kırmızı şarap seçmek için mahzenin kapısındaydı.
Rüzgâr usulca esip Derman'ın kıvırcık saçlarını karıştırırken, Lucia, parlattığı son gümüş parçayı da vitrindeki yerine kaldırıyordu.
Suna, radyoyu kapattı. Başucundaki kitaba uzanırken ellerine ilaç sürmediğini fark etti.
İncecik atıştırmaya başlayan yağmur altında Fuat, merdivene oturdu ve bir sigara yaktı.
Firuze Hanım, pırlanta taşlı saatinin kelepçesini ve saçlarının topuzunu açıp yatmaya hazırlanırken, Nergis için mahrum bir geceyi daha sessiz bir sabaha başlamanın vakti gelmişti.

Bir bekleyici nasıl beklemesi gerektiğini bilir. Bekleyiş ne kadar uzun sürerse, hasret o kadar anlamsızlaştırır zamanı. Saatler ve beklenenin yüzü birbirine karışır. Her şeyi unutulur o'nun; bir tek bakışı unutulmaz. O unutulsa, zaten bekleyici olunmaz.

Herkes birini bekledi. Kimi, gidenlerin dönüşünü... Kimi, dönmeyenlerin ölüşünü...
(Tanıtım Bülteninden)
Geçmiş ve şimdiki zaman arasında geçen başta iki hikaye gibi görünen ve tek bir hikayede buluşan bir roman. Çok etkileyici ve sürükleyici. Yazarın kelimeleri su gibi akıyor sanki hikayenin içinde. Kitabı anlatmak zor aslında. Hani anlatılmaz okunur derler ya işte öyle bir kitap “KAN AĞACI”. Uzun bir süre etkisinden kurtulamadım. Hele de son bölümünde akıttığım gözyaşlarımdan bahsetmeyeceğim. Aşkı, sevgiyi, özlemi, tutkuyu ve yıllar geçse bile asla dinmeyecek acıyı ve bir sevdayı anlatıyor “KAN AĞACI”
Jale DEMİRDÖĞEN’in yazdıkları ile tanışmak çok guzeldi.
Kan Ağacı, içimizdeki korkularla, mutluluklarla, nefretlerle, sevgilerle, bencilliklerle ve kaybolmaya başlamış insanlığımızla yüzleştirdi beni. Radyocu Özgür’ün kısımları terapi gibiydi mesala. Okuyan herkes bu terapiye katılacak ve belki de kendine bile itiraf edemediği şeyleri fark edecek, okuduğu yere bırakacak tüm soru işaretlerini ve tüm cevaplarını.

Jale Demirdöğen “bekleyici” kavramıyla da tanıştırıyor bizi. Nasıl güzel bir sözcük ve nasıl da güzel bir keşif! "Bir bekleyici nasıl beklemesi gerektiğini bilir. Bekleyiş ne kadar uzun sürerse, hasret o kadar anlamsızlaştırır zamanı. Saatler ve beklenenin yüzü birbirine karışır. Her şeyi unutulur o'nun; bir tek bakışı unutulmaz. O unutulsa, zaten bekleyici olunmaz.

Herkes birini bekledi. Kimi, gidenlerin dönüşünü... Kimi, dönmeyenlerin ölüşünü..." Kısacası Nemesis Kitap'tan çıkan bu şahaseri okumamak büyük bir kayıp olur.

#kanağacı #jaledemirdöğen
#kitaporumum
Kan Ağacı - Jale Demirdöğen
339 Syf. Nemesis Kitap

Kitap grubunda Yasemin ablamın tavsiyesiyle almıştım kitabı. Öyle sürükleyici öyle güzel bir kitap ki Kan Ağacı.. Çok güzel bir kurgusu vardı kitabın. 1970lerin İzmir'inde bir Rum mahallesindeki hayatı anlatıyor. Bekleyicileri... Melike ölen kocası Fuat'ı, Nergis denizlerdeki Kaptan aşkını..
12 yaşındaki bakkalın oğlu Derman platonik aşkı Melike'yi... Fuat abisini..
Fuat ve Melike'nin aşkı, hayatın zorlukları yüzünden ölen kocası Fuat ile onun armağanı doğacak olan bebekleri doğduktan sonra Melike'nin de ölmesiyle son bulmayacaktır. 40 yıl sonra kandırılan diğer hikayedeki(2010 İstanbul'undaki )kızı Eylül tarafından tekrar açığa çıkacaktır. Öyle güzel kurgulanmıştı ki dün yaklaşık 170 sayfa kalmıştı bitmeye 3-4 saat boyunca akşam yerimden kalkmadan bitirebildim. Öyle duygusal, öyle güzeldi ki. Çok güzel anlatılmıştı içindeki olaylar, aşk, bekleyiciler, Melike ve Fuat'ın tablosu, Nergis ve Kaptan'ın aşkı ,İzmir'deki tarihi asansör, radyocu Özgür, Suna... ''Eylül hep önce gelir, hazan hep daha sonra'' en sevdiğimiz ay Eylül yaşanırken sonrasında gelen sonbaharla her şey biter.. Şiddetle tavsiye ediyorum herkese.
2012 yılından beri kütüphanemde olan bu kitabı bu zamana kadar okumadığım için ve okurken ilk 50 sayfasında sıkılıp bırakmayı düşündüğüm için beni sonradan çok pişman eden bir kitap oldu. Kitabın karakterlerini oturttuktan sonra kitabın ortalarında başlayan asıl olaylarla kitaptan başımı kaldırmak istemedim ve beklenmedik gelişmelerle kitabı okudukça elimden bırakamaz oldum. Çok güzel bir kitaptı....
"Her gün yeni bir çatışmanın yaşandığı ve güven duygusunun insanın ruhundan her an bir parça daha koparıldığı bir ülkede, üstelik cepleri boş ve içi ertesi sabah için bile huzursuzken kalbi hala sevinçle çarpabilen bir adamın, ya şehrinin kaldırımlarına yağmur çok yakışıyordur ya da aşık olduğu bir kadın tarafından özlemle bekleniyordur."
Herkes birini bekledi. Kimi gidenlerin dönüşünü... Kimi dönmeyenlerin ölüşünü...
Bazen hiç ummadığın insanlar, seni şaşırtacak kadar güzel bir işi başarabilirler ve beklentilerini karşılayacağına inandığın insanlar, hayal kırıklığına da uğratabilir...
"Hatırlamak tutsaklıktır dostlar!Hatıralar ise geçmişin önünde nöbet tutan güleryüzlü gardiyanlar!.. Diyorum ki unutun! Unutun ve kavuşn geleceğinize! Çünkü özgürlük, geçmişin değil geleceğin ellerinde! Ve unutmayın ki özgürlüğünüzün yalnızca iki kapısı var. Biri aklınız, diğeri ise kalbiniz. İkisinden biri ya da her ikisi birden, farkında bile olmadığınız bir anda kapandı. Açın diyorum! Ve işte şimdi yine kapıları açık unutarak gidiyorum."
O yanık tenli yüzünden kalbimi delercesine bakan masmavi gözleri vardı ya... Anamdan, babamdan geçtim de işte o gözlerden geçemedim.
Jale Demirdöğen
Sayfa 166 - Nemesis Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kan Ağacı
Baskı tarihi:
Ekim 2010
Sayfa sayısı:
336
ISBN:
9786056402739
Kitabın türü:
Yayınevi:
Nemesis Kitap
"...Hatırlamak tutsaklıktır dostlar! Hatıralar ise geçmişin önünde nöbet tutan güleryüzlü gardiyanlar!.. Diyorum ki unutun! Unutun ve kavuşun geleceğinize! Çünkü özgürlük, geçmişin değil geleceğin ellerinde! Ve unutmayın ki özgürlüğünüzün yalnızca iki kapısı var. Biri aklınız, diğeri ise kalbiniz. İkisinden biri ya da her ikisi birden, farkında bile olmadığınız bir anda kapandı. Açın diyorum! Ve işte şimdi yine, kapıları açık unutarak gidiyorum."

Unutkan, bu geceki son sözlerini tamamladıktan sonra mikrofonu kapattı ve yayını bitirdi. Tutsaklar içinse gece hiç bitmeyecekti.

Melike, güllü sedirde ayaklarını altına topladı.
Canan, iyi bir kırmızı şarap seçmek için mahzenin kapısındaydı.
Rüzgâr usulca esip Derman'ın kıvırcık saçlarını karıştırırken, Lucia, parlattığı son gümüş parçayı da vitrindeki yerine kaldırıyordu.
Suna, radyoyu kapattı. Başucundaki kitaba uzanırken ellerine ilaç sürmediğini fark etti.
İncecik atıştırmaya başlayan yağmur altında Fuat, merdivene oturdu ve bir sigara yaktı.
Firuze Hanım, pırlanta taşlı saatinin kelepçesini ve saçlarının topuzunu açıp yatmaya hazırlanırken, Nergis için mahrum bir geceyi daha sessiz bir sabaha başlamanın vakti gelmişti.

Bir bekleyici nasıl beklemesi gerektiğini bilir. Bekleyiş ne kadar uzun sürerse, hasret o kadar anlamsızlaştırır zamanı. Saatler ve beklenenin yüzü birbirine karışır. Her şeyi unutulur o'nun; bir tek bakışı unutulmaz. O unutulsa, zaten bekleyici olunmaz.

Herkes birini bekledi. Kimi, gidenlerin dönüşünü... Kimi, dönmeyenlerin ölüşünü...
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 28 okur

  • Gökçe ŞAHİN
  • Berdan Tabar
  • dyelgun
  • Berrin
  • Yağmur Ataş
  • Yaso'nunkitapları
  • Mehmet Ali Rıza Büyükkaya
  • S
  • mihrunnisa ersöz
  • Nurhan

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (5)
9
%0
8
%20 (2)
7
%30 (3)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0