Tanrım! Onur çok yakışıklı. Yani o havalı gizemli çocuk havaları da ne öyle? En az benim kadar gizemli ve havalı!!! Yakışıklılık desen var. E zaten havalı. Daha ne istersin ki? Ve çocukları oluyor!!! Çok mutluyum. Guys Onur is mine okay? Don't take him from my hands or bad things will happen okay? He is soooo handsome and he is mine. Only mine. And ı am such a cool girl that ı can explain my love to Onur zorlu in english. We are so good couple. Go sit on your ass and cry Zeynep. Onur is mine. Only mine. Lol. Fuck you zeynep. You don't deserve Onur.
Edebiyat camiasının belirli bir kesimine ne biçim bir etki bıraktığını muazzam bir şekilde şahit eden bir sayı olmuş. Dergiyi okurken Açık Mektuplar adlı bir kitabını okudum ve eleştiri üslubuna dair fikirlerim de oluştu. Ama yine de onu sağlığında ona eşlik eden edebiyatçı dostlarından daha iyi tanımlayacağımı düşünüyorum. O yüzden onların yazılarından sevdiğim yerleri derleme kararı aldım;
Rasim Bey kısa hikâyelerinde kendine mahsus bir tarz ve şekil geliştirir. Fertten aileye, topluma sürekli olarak kültürel değişimi yazar. Modernleşmeyi, batılılaşmayı hem sanat alanında hem hikâyelerinde hem de deneme yazılarında, fikir yazılarında ele alır. Rasim Bey'in hikâyeciliği belli bir dönemde gazeteciliğe, köşe yazarlığına geçişine zemin hazırlar. Çeşitli resmî görevlerle birlikte yazarlığı da sürdüren Özdenören'in 40'dan fazla kitabı yayınlanır. Bu kitapların 14 tanesi hikâye kitabı, 1'i roman, 26'sı ise ise deneme ve fikir kitaplarıdır. Köşe yazarlığına Yeni Devir'de başlamış, Yeni Şafakda devam ettirmiştir. Müstear isimler yanında kendi imzası ile de sürekli olarak yazar. Bu gazete köşe yazıları bir edebiyatçı mütefekkire yakışır tarzda deneme yazıları veya fikir yazılarıdır. Aktüel siyasete gazete yazılarında çok az yer verilmiştir. (Mehmet Doğan)
müzik ilgisi;
Rasim ağabey müzikle çok yakından ilgilenirdi. Bizim hiç bilmediğimiz, hiç duymadığımız müzisyenleri bize dinletirdi. Bu konuda şöyle bir yaklaşımı vardı: formel müzikten, notalara sıkı sıkıya bağlı müzik yapmalardan hoşlanmıyordu. "Bir insan ciğerden söylemeli, ciğerden söylemeli derken de "söylediğini hissetmeli ve içinden geldiği gibi söylemeli." derdi. Bu tarz müzik yapanları daha çok önemseyip onları bize dinletiyordu. Ritim ve ahengin çok önemli olduğunu sohbetlerinde telaffuz ediyordu. Dolayısıyla ritim ve
Zaman nasıl geçti anlamadım.Duygu analizleri ne kadar doğruydu. Çok iyi hissettirdi.
Dili çok zengin, insan karakterleri çok çesitli ve detaylı verilmiş, kötü vicdansız ama dürüst, eğitimli adil, soylu bencil, din adamı ama empatiden uzak, pek çok karakter analizi var. Jane Eyre karakteri başlı başına üstünde düsünülecek muazzam bir kişilik . Çocuk karakterleri de çok güzel işlenmiş, bu kitapta o zamanin Ingiltere'sinde nasil bir düzenin hakim olduğunu görüyorsunuz. Eğitim kurumlarının yetim bir çocuğu nasıl yetiştirebildiğini koruduğunu eğittiğini ne kadar katı kurallı ama bir o kadarda sıcak kalpli genç ögretmenlerin varlığıyla nasıl çocuklarn ahlakını yücelttikletini görüyorsunuz. Uzun fakat çok sürükleyici sahane bir klasik.
Büyük bir asş hikayesinin arasina yüksek yoğunluklu Hristiyanlık propaganda ve ingiliz milliyetçiliği sıkıştırılmış. Etkileyici olmadığını söylemek haksızlık olur.
Ama ana karakterin bu derece güçlü bir kadın olması, zorluklarla mücadele şekli ve bazı olaylara/ kişilere kafa tutması beni oldukça şaşırttı ve gülümsetti. Çağına göre oldukça ilerici bir roman.
Öncelikle ben kitabı SEVDİM. Splatterpunk türünün gerçekten ağır olan kurgularını çok iyi bir şekilde yansıtıyor ancak herkesin okuyabileceği bir kurgu asla ama asla değil. Çok fazla mide bulandırıcı, iğrenç şey var ve bunları yaşayanlar genelde kaçırılan çocuklar. Kurgu başarılıydı, kitabın finali belirsiz bitmeseydi 10/10 puan verecektim ama sonu belirsiz bitti. Canavarlaşan çocukların kurtulmak için bir arada savaştığı sahneleri çok iyi buldum. Ama kitabın geneli çok çok çok iğrenç.
my 13 years old ass would’ve written this better… poor writing skills and weak worldbuilding. I don’t know if it gets better in the following books but my standarts weren’t even high to begin with.
an alternative story/ending for The Stranger by Albert Camus… i can’t decide whether i prefer A Happy Death or The Stranger. this one is existentialism in its purest form and the latter is absurdism in its purest form.. i wrote a whole ass thesis on this, i’m sick of it so i’ll just shut up. (but i feel like The Stranger wins by a hair.)