-beyim, geceleri, sabahlara dek mırıl mırıl ne okuyup duruyorsun? seni büyü yapar sanırlar.
geceleri sabahlara kadar okumayayım da ne yapayım? ben, el ayak çekildikten sonra odamın kapısını sürmeleyip kitaplarımla baş başa kalmak saatini dört gözle beklerim. çünkü, bu ömrümün bütün hazin sergüzeştini ve yaşadığım anın ağır sıkıntısını unuttuğum tek saattir. o vakit, bu çıplak ve yalçın oda, gerçek dünyadan daha geniş, daha ferahlı halemin munis, sevimli ve her biri sihir ve füsunla yoğrulmuş mahlukları ile dolmağa başlar.
bana bakarken her birinin gözlerinde parlayıp sönen, sönüp parlayan bir acayip ışık damlası beliriyordu. şüphesiz, kökleri benim erişemeyeceğim derecede uzaklarda bir nevi gizli ve şeytani zekânın bir sızıntısı olan bu ışık kadar beni rahatsız eden bir şey hatırlamıyorum. o beni her yerde, her dakika izliyor, tek kurtuluş deliğim olan odama kadar sokuluyor; yıkanırken, giyinirken, soyunurken veya tıraş olurken bir an yakamı bırakmıyor.
hacı murat, buz kesen kafkasya tepelerindeki yüreklilik romanı. ölümün soğukluğuyla yanan bir kahraman, hacı murat. tolstoy'un aynı zamanda subay olarak katılmış olduğu kırım savaşı her yönden tahlil edilerek hissediliyor. dolayısıyla canlı şahit olunarak yazılmış bir roman. cesaretinize güveniyorsanız bir solukta okuyarak hacı murat'ın müridi olmanızı tavsiye ederim. Hacı Murat