yüzüme düşen yağmur damlalarının tenimde bıraktığı kor soğuk hissiyatla gözümü semaya dikip hıncımı alacağım bir bulut arıyorum. ah.. bir bulut bulsam nasıl da yapışacağım yakasına. öfkemle alay edercesine hırçınlaştı bak, nasıl da dövercesine düşüyor damlalar tenime.
telaşla fırlıyorum yerimden, bir yanık kokusu göğsümde..
bu nasıl bir tezat ya rabbim!!
yandıkça yağıyorum, yağdıkça yanıyor..
oysa semadan alacaklı kurak bir toprağım ben bundan yakarışım. göğün kapısına dayanmışken bir ayna ilişiyor gözüme, çekiyor içine beni karadeliğim.
dans eden yıldızlar tutuyor elimi, kuyrukları kırbaç gibi işliyor tenime, burası ışıltılı bir aynalar evreni. ışıltılara kanıp karanlıklarla boğuşuyorum, karanlığa bulandığımla kalıyorum.
kapısı meçhul anahtalar şıngırdıyor. o yıldızlar tutuşturmuş olmalı elime bunları, nasıl da kaçtı gözümden nasıl da fark edemedim.
zaten bu yağmurlar başladığından beri, gözümün önünde hep bir sis perdesi. alt etmeye çalışsam uçurumlar kenarında boşluğu döverken bulurum kendimi.
karanlıkların ve boşlukların kaç tonu var bilmem ben, kendi renklerine yabancı bir siyahım, sukutuhayaller yaşarım körpecik algımın ışığında. ne çok yanlışım ben ne çok yanılgım.
kırgınım kendime kendimden yılgın..