âsude firdevs

âsude firdevs
@asudefirdevs
ruhsal politikamın şiirsel izdüşümü
'"sen öylece dur, ben sevecek bir şey bulurum.."
Reklam
bana sessiz ol diyorsun, görüşlerim güzelliğimden çalıyormuş. oysa sen söndür diye değil içimde yanan ateş. kolay lokma olduğumdan değil dilimin hafifliği. yaradılıştan ağırım. yarı bıçak yarı ipek. unutması zor kolay değil, aklın izlemesi.
Sayfa 30·Kitabı okudu
Şiir
yusuf'un kırlangıçları
yusuf'un yakarışlarını işitiyorum bu yüzyıllık kuyunun duvarlarında. sesini taşıyan kırlangıçlar uçuruyor semaya. bir yankı bulmasa da henüz kaç dua cevapsız, kaç şiir yarım kalmış olsa da yüz çevirmiyor ilahına. dokundukça ağlıyorum, aralıyorum, yusuf'un yüreğindeki kilitli kapıları. kırlangıçlar buluyorum, gövdesi mezarları. gün ağarıyor, çırpınıyorum. saçlarım ağarıyor, ölüyorum. hiç değilse ölümün bir anlamı olsun istiyorum, her dirimden birkaç şiir ısmarlıyorum kendime. kayboluşlara aşinayım.. bu sefer bulunamamak korkusu sarıyor ruhumu. çığlıklarım göğü tırmalarken fısıltılarımda öfkemin dumuru. kuyumun kuytularında tir tir titreyen bedenim.. elini eteğini çekse bu dünyadan kalsa bu imtihandan ve dinse bu acı. alınma tanrım, kahrımın sen değilsin muhatabı. acziyetinin gölgesinde güneşe susamış bir insanım. yârsızım, yalnızım.. kim bilir, daha kaç kuyunun karanlığında züleyha'mı arayacağım. bırak beni bu dünya sürgününden affolayım. acıyor kırlangıçlarım.
"semboller bize daha derin gerçekleri göstermek içindir, ancak onları kendimizi aldatmak için kullanıyoruz. tütsü yakıyoruz, dışsal şeylere başvurarak ibadet ediyoruz ve sonra önemli bir şey yapmışçasına kendimizi rahat hissediyoruz. hiç dindar olmadan kendimizi dindar hissediyoruz. şu anda olan budur; bütün dünya bu hâle geldi. herkes, içsel ateş olmadan sadece sembolleri takip ederek dindar olduğunu düşünüyor."
aks-i hâlim
yüzüme düşen yağmur damlalarının tenimde bıraktığı kor soğuk hissiyatla gözümü semaya dikip hıncımı alacağım bir bulut arıyorum. ah.. bir bulut bulsam nasıl da yapışacağım yakasına. öfkemle alay edercesine hırçınlaştı bak, nasıl da dövercesine düşüyor damlalar tenime. telaşla fırlıyorum yerimden, bir yanık kokusu göğsümde.. bu nasıl bir tezat ya rabbim!! yandıkça yağıyorum, yağdıkça yanıyor.. oysa semadan alacaklı kurak bir toprağım ben bundan yakarışım. göğün kapısına dayanmışken bir ayna ilişiyor gözüme, çekiyor içine beni karadeliğim. dans eden yıldızlar tutuyor elimi, kuyrukları kırbaç gibi işliyor tenime, burası ışıltılı bir aynalar evreni. ışıltılara kanıp karanlıklarla boğuşuyorum, karanlığa bulandığımla kalıyorum. kapısı meçhul anahtalar şıngırdıyor. o yıldızlar tutuşturmuş olmalı elime bunları, nasıl da kaçtı gözümden nasıl da fark edemedim. zaten bu yağmurlar başladığından beri, gözümün önünde hep bir sis perdesi. alt etmeye çalışsam uçurumlar kenarında boşluğu döverken bulurum kendimi. karanlıkların ve boşlukların kaç tonu var bilmem ben, kendi renklerine yabancı bir siyahım, sukutuhayaller yaşarım körpecik algımın ışığında. ne çok yanlışım ben ne çok yanılgım. kırgınım kendime kendimden yılgın..
Reklam