….
Mesela, bir çocuk, düştü ve kolunu kırdı. Onu nasıl ayağa kaldırırsınız. Diğer sağlam kolundan tutarak değil mi? Ama biz ne yapıyoruz? Matematikten kolu kanadı kırılan çocuğun, kırık kolundan tutup zorla kaldırmaya çalışıyoruz. O zaman ya sakat bırakıyoruz ya da işkence çektirmiş oluyoruz.
Yanlış. Burada kırık kola değil, sağlam kola odaklanmak lazım. Denilmeli ki, “Bak senin matematik dersin iyi değil ama Türkçe dersin çok iyi.” Bu, çocuğa motive olabileceği bir şey vermektir. Maalesef çoğu zaman onlara, tutunacak bir dal dahi bırakmıyoruz. Bu sefer, çocuklarımız hep mutsuz oluyor. Mutsuz yaşıyor, mutsuz büyüyor, mutsuz çalışıyor. Sonuçta mutsuz bir toplum ortaya çıkıyor. Bunu değiştirmek, bir öğretmenin elinde, başkasının değil.
Osmanlı’da Enderun mektebi vardır bilirsiniz. Oranın girişinde şu ifade vardır: “Burada hiçbir kuş yüzmeye zorlanmaz; hiçbir balık da uçmaya zorlanmaz.” Yani herkesin yeteneği bambaşka ve kendine has.
Bazı çocuklar, bir şekilde ilgi çekmek, görülmek istiyorlar. Onları görmek, ellerinden tutmak gerek. Onlar için, öğretmenlerini unutulmaz yapan şey budur. Kötü çocuk, kötü öğrenci yoktur; ilgilenilmemiş, değer görmemiş çocuk vardır.