Dilruba

Dilruba
@atadilruba
“İstanbul, salla beni tombul kollarında.” Eudemonia
9/10
·262 syf.··
2023 2. kitabı
Okuduğum ilk Melih Cevdet Anday kitabı. Bekleyiş içinde olmayı, o belirsizliğin yarattığı ruh daraltıcı hali hissederek devam ettim her sayfaya. Ama bu; kitap ne zaman bitecek, bir türlü akmıyor gibi bir hissiyat uyandırmadı hiç. Aksine ben de bekledim Kutlu’yla, Aktör Bilal’le, ressam Macit’le. Romanın ilk cümlesi kitabın özeti gibi âdeta. “Sessizlik, kocaman bir göktaşı gibi oturmuştu kentin üstüne; bu yüzden şaşkına dönen insanlar birbirlerinin yüzlerine bakıyorlar, uyuyan bir canavarı uyandırmaktan korkarmışçasına ayaklarının ucuna basarak yürüyorlardı sanki.” Melih Cevdet Anday, ne anlatacağımı size baştan çıtlatayım, der gibi bir giriş yapmış ve devam etmiş. Bir ülkenin içinde olduğu OHAL’den ibaret değil yalnızca. Karakterler ince ince işlenmiş. Günlük “önemsiz” diyaloglarda dahi; insanların üzerindeki, ülkenin içinde bulunduğu halden kaynaklı oluşan boş vermişliği alttan alttan hissediyorsunuz. Beni rahatsız eden tek şey “Gizli Emir” tamlamasının çok sık kullanılmasıydı. Tamam iki yüz küsür sayfa boyunca Gizli Emir’i Godot’yu beklercesine bekledik ama bunun sık sık somut olarak yazılmasına gerek yoktu bence. Bende kakofoni etkisi yarattı birazcık. Roman kronolojik bir şekilde ilerlemiyor, buna rağmen ilginç bir şekilde tempo da çok yükselmiyor. Her an yükselecekmiş gibi hissettiriyor yazar ama aslında çok düşük bir artan ivmeyle gidiyor. Bu yükselecekmiş gibi hissi sayesinde de kitaptan kopamıyorsunuz. Bile isteye yaratılmış bir belirsizlik hali. AYOT’un hiçbir sebep göstermeksizin, hatta buna gerek dahi olmadığını öne sürerek başına buyruk aldığı kararlar… Bugün aldığı karardan, yarın vazgeçmesi… Günümüzde hala aynı şeyleri yaşıyor olmamız insanın içine oturuyor.
Edebiyat
Gizli EmirMelih Cevdet Anday · Everest Yayınları · 2022194 okunma
Reklam
10/10
·95 syf.··
2022 31. kitabı
Kitabı anlatmak, açıklamak gibi bir amaçla yazmıyorum aslında. Çünkü her ne kadar anlatmaya çalışırsam çalışayım biliyorum ki eksik kalacak. Hacmi küçük ama içeriği oldukça doyurucu. Okuması yorucu fakat bir o kadar da haz veren bir eser. Annesi yanında uyumasına rağmen güvende olup olmadığından emin olamayan; pencereden süzülen ışığın yarattığı loş odanın içindeki gölgelere, ahşap dolabın üstündeki silüete benzer çizgilere bakarken, nefesini tutan küçük bir kız çocuğu gibi hissettirdi bana bu roman. Oldukça mistik, baştan sona imgelerle gerçeküstü sembollerle dolu. Kitabın başındaki, kadının doğranma ve bavula koyulup gömülme kısmını yazar o kadar soğukkanlılıkla ve “normal” bir şeymiş gibi aktarmış ki sadece üslubuna bakarak dahi ne kadar absürt bir şey okuduğunuzu fark ediyorsunuz. Kitabın sonundaki “Sadık Hidayet’in Biyografyası” kısmından başlamakta fayda var diye düşünüyorum. Girdapta kaybolma hissiyatını azaltma pahasına. “Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.”
Edebiyat
Kör BaykuşSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 202636,7bin okunma