"Kargo Kültü", II. Dünya Savaşı sırasında Melanezya (Pasifik Adaları) yerlileri arasında gözlemlenmiş gerçek bir antropolojik fenomendir. Adalılar, gökyüzünden uçaklarla gelen ve içinde modern aletler, yiyecekler bulunan paketlerin "tanrılar" veya "atalar" tarafından gönderildiğine inanırlar.
Savaş bitip uçaklar gelmemeye başlayınca, yerliler uçakları geri çağırmak için ilkel yöntemlerle uçak pistleri yaparlar. Nitekim inançları şuydu: Eğer pisti taklit ederlerse, o mucizevi kargo, bolluk tekrar gökten inecekti.
Baudrillard, modern tüketiciyi işte bu yerlilere benzetmekte. Ona göre bizler de modern dünyada nesnelerin nasıl üretildiğini, hangi ekonomik ve fiziksel süreçlerden geçtiğini bilmiyoruz. Bizim için nesneler vitrinde veya internette aniden belirivermekte.
Tüketim toplumunda nesneler, bir üretim sürecinin sonucu değil, adeta bir mucize gibi algılanmakta. Reklamlar bize bir parfümü sıktığımızda aşkın geleceğini, bir arabayı aldığımızda özgürleşeceğimizi vaat etmekte. Bu durum, yerlilerin uçak bekleyişiyle aynı büyüsel düşünce yapısına sahiptir.
Yerliler kargonun fabrikada üretildiğini bilmiyordu; biz de aldığımız bir tişörtün Bangladeş'teki bir atölyede dökülen alın terini görmüyoruz. Bizim için o ürün, kredi kartımızı uzattığımızda gerçekleşen bir ayin sonucu elimize geçmekte.
Yazar, tüketimin bir mitoloji haline geldiğini söylemekte. Eskiden insanlar doğa olaylarını şimşeği, yağmuru tanrılarla açıklardı; bugün refahı, mutluluğu ve toplumsal statüyü nesnelerle açıklıyor.
Baudrillard diyor ki; modern insan, çevresini nesnelerle doldurarak mutluluk denen o soyut kavramın gerçekleşmesini bekliyor. Tıpkı yerlilerin uçak pisti yaparak uçağı beklemesi gibi, biz de evimizi eşyayla doldurarak mutluluğun oraya iniş yapacağına inanıyoruz.
Tüketim artık biyolojik bir