Üniversitedeydim, hafta sonunda Konya'ya gittiydim Sabiş'i görmeye,Benyusuf' un ölüm haberini ondan aldim.
"Ne güzel dayandı" dedi."Bir de ben dayanabilsem!"
Aklım daha fazlasina eriyordu artık, Benyusuf değildi adi, Yusuf'tu săde. Yetişkinim ya edebiyat parçaladım:
"Yusuf amca bir kişilik dayanıyordu Sabiş.." dedim. "Sen beş kişilik dayandın."
Biz beş kardeştik. Babam da bizi bırakıp gitmişti arkasında. Ağlamaya başladı Sabiş "Sahi mi söylüyorsun?" dedi bana sarılarak "Becerebildim mi oğlum?"
Aslanlar gibi becerdin diyecektim, diyemedim. Hıçkırıklarim mani oldu.
Ne zaman sıkılıp bunalsam, dayanamayacakmisim gibi gelse de apırıp köpürmek surat sarkıtmak, pes etmek istesem güleç yüzüyle Benyusuf gelir aklıma. Sabiş gelir.
" Dayanmak lazım..."derim. " Dayanmak sadece ıkınıp sıkınmak değil, Yusuf gibi güleç olmak en darmadağın anında Sabiş gibi iki göbek atmak. Dayan koçum, dayan aslanım!
Dayan kuzum.
Dayan
(Karantina günlerine de ithafen)
Tüm biyografi yazarları, Klara Hitler'in oğlunu çok sevdiği ve çok șimarttigi konusunda hem fikirdirler. Öncelikle şunu belirtmek gerekir;eğer sevgiden anlaşılan annenin çocuğun tüm gerçek ihtiyaçlarını anlayabildiği ve giderebildiğiyse az önce bahsi geçen ifade çelişkili bir ifadedir. çünkü gerçekte çocuğun ihtiyaçları karşılanamadiği zaman,çocuk şımartilir.Yani ihtiyacı olmayan şeyler fazla verilir, ki bunlar da aslında çocuğa annenin kendi eksikliğinden dolayı veremediği şeylerin yerini alması için sunulmaktadır. Adolf Hitler gerçekte sevgi görmüş bir çocuk olsaydı kendisi de sevgi dolu olurdu.
Din ölümün ötesindeki geleceği garantiye almak isterken bilim ölüme kadar olan süreyi garantilemek ve ölümü ertelemek ister.
Fakat yarın ve yarınla ilgili planların şu anın gerçekliğiyle tam bir bağlantıda olmadığı sürece hiçbir önemi yoktur çünkü gerçek şu andadir;sadece yaşadığın anda.