Bir şeyleri abarttığımı düşünmeyin, Tanrı aşkına, bunu düşünmeyin Nastenka, çünkü kimi zaman öyle sıkıntılı anlar, öyle sıkıntılı anlar üze-rime çöküyor ki... Bu anlarda, gerçek yaşama başlamaya asla gücüm yetmeyecek gibi geliyor; çünkü öyle hissediyorum ki gerçeğe, hakikate karşı tüm uyumumu, tüm duyularımı çok-tan kaybetmişim; çünkü, nihayetinde kendime lanet ediyo-rum; çünkü fantastik gecelerimden sonra o korkunç ayılma ânı beni ele geçiriyor! Bu sırada etrafındaki insan kalabalı-ğının hayat girdabının içinde nasıl da dönüp gürlediğini du-yuyorsun; insanların nasıl yaşadıklarını, gerçek hayatı ya-şadıklarını duyuyor, görüyorsun; hayatın onlar için yasak olmadığını, hayatlarının bir rüya, bir görüntü gibi sönüp git-meyeceğini, hayatlarının daima yenilendiğini, daima genç ol-duğunu ve bir saatinin diğerine benzemediğini görüyorsun
söylediklerini düşünüyorum da, bakıyorum hiçbiri aklımdan çıkmamış. Bir zamanlar ıssız yerlere gidip kendi ruhunu bulma-ya çalıştığını söylerdi. Sonunda kendi öz ruhu sayılabilecek bir ruhu olmadığını anlamış. Koskoca bir ruhun bir küçük parçası onunmuş. Issız yerler iyi değildir, derdi. Çünkü kendi payı olan o küçük ruh parçası, diğer ruhların arasında olmadıkça, butunlan yanında olmadıkça hiçbir işe yaramıyormuş. Nasıl hatırlıyorum hepsini, çok garip. Dinlediğimi bile sanmıyordum. Ama şimdi anlıyorum... insanoğlu tek başınayken bir halt değildir."
Öncelikle kısmen sana da yöneltilebilecek bu itira-zın senden değil, tam da benden geldiğini söyleyerek kar-şılık vereceğim buna. Senin başkalarına karşı beslediğin kuşku bile, benim kendime yönelik kuşkumdan daha bü-yük değil, beni sen böyle eğittin. Aslında ilişkimizin nite-lendirilmesine yeni katkılarda da bulunan bu itirazın bir ölçüde haklı olduğunu reddetmiyorum. Tabii ki gerçekte meseleler, mektubumdaki kanıtlar gibi uymaz birbirine, hayat sabır oyunundan daha fazla bir şeydir; ama bu iti-razın sağladığı düzeltmeyle, ayrıntılarda ne uygulayabile-ceğim ne de uygulamak istediğim düzeltmeyle hakikate o denli yaklaşılmış oluyor ki, bu her ikimizi de bir parça yatıştırabilir ve yaşamayı ve ölmeyi kolaylaştırabilir.
"Bazen insan yok olduğu zaman mı var olur? Ondan evvel, bir kâğıdın üstüne iki satır: 'İntihar ediyorum. Kendi kendimden nefretimin sardığı bir dünyada yalnızım.'
Samim içini çekti. Sonra gülümsedi. Kaba bir şey söyleyecekti: "Kelin merhemi olsaydı..." Sonra şöyle dedi:
"Selminciğim, unutmak için en iyi çare unutmaya çalış-mak değil, çalışmamaktır. Fakat onu görmemeni tavsiye ederim. Maddesiyle alakanı kestikten sonra onu ne kadar çok düşünürsen o kadar çabuk unutursun. Elverir ki unutma arzun samimi olsun. Bundan emin misin?"