1907 yılında, Macaristan’ın kenar mahallelerinden birinde yaşayan ve aynı okula giden bir grup çocuktu onlar.
Her biri kendine has özellikleriyle bir araya gelen ve kendilerine Pal Sokağı Çocukları adını veren bu grubun lideri, cesareti ve dürüstlüğüyle hepsinin güvenini kazanmış Jonas Boka’ydı. Her gün okul çıkışı Arsa adını verdikleri yerde oynuyorlar ve birlikte vakit geçiriyorlardı. Kolnay, Barnabas, Csónakos, Richter, Geréb, Nemescek, Csele, Weisz, grubun diğer üyeleriydi. Grupta herkesin bir görevi, rütbesi yani, bir yeri vardı. Sadece, grubun en küçüğü, en sarışını olan Nemescek, rütbesiz bir erdi. Bu nedenle de, ne kadar ayak işi varsa hepsini, O’na yaptırırlardı. Kendi içlerinde bir de Macun Dernegi kurmuşlardı. Dernek de, kendine has bir hiyerarşi ve kurallarla sürdürüyordu faaliyetlerini. Yaptıkları her şey, küçük bir devletin işleyişi gibiydi kısacası: organize ve sistematik bir düzen kurmuşlardı.
Okul, Arsa, ev rutininde devam eden hayatları, başlarında Feri Ats’ın bulunduğu Kızıl Gömlekliler’in, Arsalarına el koymak için Pal Sokağı Çocukları’na savaş açmasıyla değişti. Buna bir de içlerinden birinin ihaneti eklenince, farklı bir hareketlilik geldi yaşamlarına. Arsa, kurdukları küçük dünyanın merkezi gibiydi. Onlar için çok önemliydi anlayacağınız. Bunun için de, vatan savunması yapacakmış gibi planlar hazırlayıp tüm tarafların uyacağı kurallar belirlemişlerdi. Kızıl Gömlekliler için bu bir prestij savaşıyken, Pal Sokağı Çocukları içinde vatan savunması gibiydi çünkü. İki taraf da, genel tabirle, yazılı olmayan bir racona göre hareket ediyordu. Siperler, stratejiler, kurallar, silahlar, bayraklar, her şey hazırdı. Feri Ats ve Boka, ordularının başındaki iki rakip general gibi her şeyi kontrol altında tutuyorlardı. Savaş zamanı gelince askerler aynen