Bağımlılık:Düşündüğünüzden daha kötü
Bağımlılıkları tedavi etmek zordur, hem de birçok psikiyatrik hastalıktan daha zordur.Başka hastalıklarda, mesela depresyon gibi, hastalar daha iyi olmak isterler.Ortada hiçbir soru işareti yoktur.Ancak kişi bir uyuşturucuya bağımlıysa, o kadar emin olmaz.Aziz Augustinus'un genç bir kadınla ilişki yaşarken ifade ettiği duygusallığı o da yansıtıyor olabilir.Tanrım, bana iffet ver ama sonra ver, şimdi değil.
Düşünce
Fahişelik hakkında Hıristiyanlığın çelişkili tutumu ta Aziz Augustinus'a dayanır. Hatırlayacağınız üzere, kendisi tüm cinsel arzuları kirli ve şeytani diye kınamıştı. Öte yandan erkeklerin cinsel organlarının çağrısına uyacağını da kabul ediyordu. Bir fahişeden daha kötüsü olamazdı ama Augustinus, eğer onların kökü kazınırsa, erkeklerin şehvetinin her yere sızıp dünyayı kirleteceğini biliyordu. Fahişeler lanetliydi ama toplumun iyiliği için onların ruhlarının feda edilmesi gerekiyordu. Augustinus'tan yaklaşık bin yıl sonra etkili olmuş teolog Aziz Thomas Aquinas aynı bakış açısını dile getiriyordu: "Saraydaki lağım çukurları neyse, şehirlerdeki fahişeler odur; lağım çukurlarını kaldırırsanız, saray pislenir ve leş gibi kokar." Bu düşünceyi bir adım ileri taşıyan kilise ve şehir otoriteleri, insanın pisliğini temizleme ihtiyacı olduğu sürece bu işten para kazanmaları gerektiği sonucuna vardılar. Böylece ruhsatlı genelevler, toplumun ortak faydasına hizmet eden kötülük fabrikaları doğdu. 1358'de Venedik Senatosu, fahişeliğin "dünya için kesinlikle vazgeçilmez" olduğunu ilan etti. Resmi genelevlerin yönetici sınıfların kasalarını doldurmasının yanı sıra, masum bakirelerin bekaretini koruduğu düşünülüyordu. Aynı şekilde, kadınlar da evlendikten sonra, kocalarının alışılmadık cinsel taleplerini evin dışında tatmin etmelerine izin vererek, evliliklerini temiz tutabiliyorlardı. Fahişelik ne kadar kurumlaştıysa, aile değerlerinin savunma kalesi olarak da o kadar övüldü. 1403'te Floransa, belediye genelevini kuran bir "Namus Ofisi" açtı. Pek çok erkek evlilik çağına gelmeden önce eşcinsellik deneyimi yaşadığı için doğum oranının düştüğüne inanılıyordu. Eğer erkekler çekici kadınlarla seks yapmaya alışırlarsa "livata ahlaksızlığı denen korkunç suçtan" uzak durabilecekleri ve hoş
Sayfa 157 - Kolektif Kitap·Kitabı okudu
Sosyoloji
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Avrupa'nın erken döneminde köylü halk Aziz Augustinus'u hiç okumamıştı. Neredeyse hiçbiri okuma yazma bilmediğinden, Tanrı'nın kelamını anlaşılır şekilde tercüme eden yerel din adamlarına belbağlamışlardı. İsa'nın tanrısallığı veya Teslis'in doğası hakkındaki karmaşık sorulara köylerde rastlanmıyordu. Buralarda insanları ilgilendiren ve rahiplerin de çokça zaman ayırdıkları mevzu seksti. Din adamları erken ortaçağın ahlak polisleriydiler ve cehennemden kurtuluşun, seksten olabildiğince uzak durmaya ve gerektiğinde seksi sınırlı ölçüde yaşamaya bağlı olduğunu öğretiyorlardı. Hıristiyan seks politikasının kaba hatları Augustinus ve Jerome gibilerince çizildi ama beş yüzyıldan daha uzun bir süre boyunca asıl iş kiliselerin günah çıkarma hücrelerinde yapıldı. Papazların ve tövbekarların çoğu birbirini gayet iyi tanıyordu ama günah çıkarma hücresinin karanlığında komşuluk ilişkileri sona eriyordu. Papazlar günah çıkarma rolünü üstlendiklerinde artık eski dost veya manevi önder değil, tövbekarların kötü amellerini tartıp neticeye bağlayan yargıçlardı. Günah çıkarma ritüeli tövbekarın cinsel yaşamının her ayrıntısını rüyalar, boşalmalar, pozisyonlar, aldatmalar- anlatmasını gerekli kılıyordu. İnsanların neredeyse tüm cinsel faaliyetleri yasak olduğundan bu itiraf işlemi tüyler ürpertici olsa gerek. İtirafı dinleyen papaz, kilisenin iyi cinsel davranışı kötü olandan ayırt etmek için kullandığı "penitential "lere, yani ceza kılavuzlarına başvurarak her günaha belli bir ceza veriyordu. Bu kılavuzlar kilisenin en üst görevlileri tarafından yazılarak, yerel olarak derleniyordu ve bir bölgeden diğerine önemli ölçüde farklılık arz ediyordu. Aralarındaki farklılıklara rağmen hepsinin verdiği temel mesaj şuydu: Her türlü seks kirli ve kirleticidir ama bazı seks eylemleri diğerlerinden
Sayfa 138 - Kolektif Kitap·Kitabı okudu
Sosyoloji
Eğer Hıristiyan yaşamı, 2. yüzyıl teologu Tatian'ın sözleriyle, "bekaret sınırlarının dışında düşünülemez" ise, bir Hıristiyan libidosunu ne yapacaktı? Augustinus arzularını iman ve irade gücüyle bastırırken, bazıları da bedenleriyle kavgaya tutuşmuştu. Aziz Benedikt zihninde beliren bir kadın görüntüsü yüzünden kıyafetlerini çıkarıp, bedeni yara bere içinde kalana kadar dikenli yatakta yatıyordu. "Böylece ruhundaki hastalığı bedenindeki yaralarla def edip günahı fethediyordu," diye hikâye devam ediyordu. 3. yüzyılın meşhur alimi Origen gibi başkalarına gelince, onlar cinsel organlarını kesip atıyorlardı.
Sayfa 137 - Kolektif Kitap·Kitabı okudu
Sosyoloji
Aziz Augustinus'a göre cinsel organların ısrarlı talepleri, Adem ve Havva'nın günahlarından ötürü Tanrı'nın insanlık üzerindeki lanetiydi; her seks eylemi ve düşüncesi, ilk erkekle kadının hatalarının yeni bir cezasıydı. Aynı konuya farklı bir açıdan bakan Platon da insanların sekse duyduğu yoğun arzuyu kabul edip Yasalar'da şöyle der: "Seks en azgın delilikle insan ruhunu etkiler; döl vermeye duyulan şehevi istek, azami şiddetiyle insanın içini yakar." Platon'a göre seks dürtüsü, insanın parçalanmış doğasını bütünlemek için giriştiği çılgınca bir bilinçaltı çabadır.
Sayfa 29 - Kolektif Kitap·Kitabı okudu
Sosyoloji
Aldatmak isteyen insanlar tanıdım, diye yazar Aziz Augustinus, ama aldatılmayı isteyen, hiç kimse...
Sayfa 43 - Epos Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı