Roma İmparatorluğu, doğası gereği genişlemeye ve yağmaya dayalı bir ekonomik modelle çalışıyordu. Octavianus (Augustus) Mısır’ı ele geçirdiğinde, sadece stratejik bir toprak kazanmadı; Roma askeri makinesini ve halkını besleyecek muazzam bir tahıl ambarı ile doğrudan imparatorun kişisel hazinesine akan bir servet buldu. Ancak bu modelin büyük bir kusuru vardı. Sürekli yeni bir "Mısır" bulmak zorundaydınız. Genişleme durduğunda, köle akışı azaldı. Ganimet gelmeyince ordunun maaşlarını ödemek zorlaştı. Roma, yeni teknolojiler üretmek ya da iç ekonomisini sürdürülebilir kılmak yerine, elde olanı tüketmeye başladı. Sistem kendi içine büküldü. Pax Romana (Roma Barışı) dönemi Akdeniz havzası için her ne kadar "tek kutuplu" görünse de, Roma aslında doğuda hiçbir zaman tamamen rakipsiz değildi. Sasanilerden önce de orada Part İmparatorluğu vardı. Roma, Partları hiçbir zaman tam olarak yutamadı; ancak Partlar merkezi yapısı zayıf, feodal bir devletti. M.S. 224'te Sasanilerin sahneye çıkışı ise oyunu tamamen değiştirdi. Sasaniler, Partlar gibi gevşek bir konfederasyon değil, merkeziyetçi, agresif ve ideolojik (Zerdüştlük temelli) bir süper güçtü. Roma'nın karşısına ilk kez onunla her alanda (diplomasi, askeri teknoloji, idari yapı) aşık atabilecek organize bir rakip çıktı. Hatta Sasani Şahı I. Şapur'un, Roma İmparatoru Valerianus'u esir alması, Roma'nın "yenilmezlik" karizmasına vurulan en büyük darbeydi. Roma (Bizans) ve Sasaniler arasındaki 400 yıllık mücadele, antik dünyanın gördüğü en yıkıcı yıpranma savaşıydı. Özellikle 602-628 yılları arasındaki son büyük Bizans-Sasani Savaşı, her iki imparatorluğun da adeta "iliklerini kuruttu". Sasani orduları İstanbul surlarına kadar geldi, Bizans ise karşı atakla Ktesifon'a (Medayin) kadar ilerledi. Savaş bittiğinde iki taraf da