deniz lordu mönşel'in
sağ kaburgasında bir yara vardı
yaranın içinde sürekli tuz tanelerinin
kıpraştığını hissederdi,
sanki yaranın içinde minik bir deniz
mayalanmaktaydı.
gece olup da alıştığı üzere,
güvertede yüzükoyun yattığı zaman
rüyasında gerçekten de yarasını içinde
kızıl bir deniz görürdü
kemikten nilüferlerin açtığı
abanoz ve yakut mavi balıkların dolaştığı
sakin bir kızıl deniz,
lord mönşel o balıkların
kendi düşünceleri olduğunu anladı
abanoz balıklar taşlaşmış batıl inançlardı
yakut mavi olanlarsa bir sonraki hikaye için
oltaya takılmayı bekleyen imgeler.
fakat tüm bunlardan daha garibi
yaranın hemen başında oturan
o kadındı
balıklar ne zaman huzursuzlansa
onları avucuna alır, pullarını
ve varsa saçlarını tarar,
solungaçlarından içeri bir masal ve dua fısıldar
sonra onları tekrar yaranın,
o kızıl denizin içine salardı,
balıklara çobanlık yapıyordu sanki.
işte Lord Mönşel böyle uyandı
birden olur,
nefes alırsın
atmosfer sana dokunmuş
sen atmosfere dokunmuşsundur**
kokunun kumaşından yapılma bir
hafıza sancağı havada yalpalar birden
hatırlamak budur:
seni hayata bağlayan kilometre taşlarına
ellerini sürmek,
yüzü koyun yatmak soğuk soğuğa
lastik gibi bir eti tüm sinirlerini hissederek,
elinde tutmak bir anıyı
öfkenin yeteri kadar bilenmiş bir bıçak
olmadığını bile bile.
**schmid, dokunmanın gücü üzerine.