Diğer bütün devletlerde gördüğüm, devleti yönetiyormuş gibi görünen zengin kesimin aslında sadece kendini düşündüğü ve bunun için her türlü yol ve yöntemi kullandığıdır; önce kirli yollarla edindikleri serveti tehlikelerden uzak tutarak korumayı amaçlarlar, sonra da fakirlerin emeklerini mümkün olduğunca ucuza satın almaya çalışıp onları ezebildikleri kadar ezerler ve onların sömürü gücünü artıran yolların toplum tarafından resmen tanınmasına karar verince de, onları uyulması zorunlu yasalara dönüştürürler.
Bir çoban, sürüsüne nasıl göz kulak oluyorsa öyle, kralın da halkına öyle bakması gerektiğini ifade etsem ne olur? Desem ki, halkın güven içinde olması için toplumun ille de yoksul olması gerektiğini savunmak büyük yanlıştır. En çok kavgalar, gürültüler dilenciler arasında olmuyor mu? Yeniliği, mevcut durumundan rahatsız olan birinden daha fazla kim isteyebilir ki? Bir kral dilencilerin üzerinde saltanat sürdüğü zaman değil, himayesinde zengin ve mutlu insanlar yaşadığı sürece değer kazanır. Bu noktada yüce Fabricius şöyle demiştir: Kendim zengin olmaktansa zengin insanları yönetmeyi tercih ederim. Eğer kendi dışındaki herkes inim inim inlerken, matem tutarken bir kral zevk ve sefa içinde, zenginlik ve bolluk içinde yüzerse ona kral denmez, dense dense gardiyan denir.
Kitap yapısı itibariyle iki bölümden oluşmaktadır.
Birinci bölümde bence en dikkat çekici nokta; suç ve ceza arasındaki orantısızlık oldu. Thomas More bu orantısızlığın daha iyi anlaşılabilmesi için hırsızlık suçunu ve bu suça verilen ölüm cezasını örnek mahiyetinde ele almıştır. Bu kapsamda olmak üzere; hırsızlık suçuna verilen ölüm cezasının çok ağır olduğunu fakat böylesine ağır bir cezanın dahi insanları hırsızlık yapmaktan alıkoymadığını, bunun altında yatan sebebin ise sosyo-ekonomik sorunlar olduğunu, buna bir çözüm üretilemediği müddetçe sorunun özüne inilemeyeceğini ve hırsızlığın önlenemeyeceğini, muhtaç konumdaki insanın ne pahasına olursa olsun, canını dahi hiçe sayarak, hırsızlık suçunu işlemeye devam edeceğini, böyle bir suça ölüm gibi oldukça ağır bir ceza verilmesinin insanları başka suçları işlemeye de teşvik edebileceğini, en basiti hırsızın mağduru öldürmek suretiyle yakalanma olasılığını azaltabileceğini, hırsızlık ve öldürme suçlarının ikisine de ölüm cezasının öngörülmüş olması nedeniyle hırsızın artık insan öldürmeyi de göze alabileceğini, çünkü bu durumdaki kişilerin her hal ve koşulda zaten idam edilecekleri için artık kaybedecek bir şeylerinin olmadığını ifade etmiştir.
Suç; en yalın haliyle toplum düzenini bozan bazı davranışların devlet gücü tarafından yasaklanması ve ihlali durumunda da failin ceza adı altındaki birtakım müeyyidelere maruz bırakılmasıdır. Esasında ceza hukukundaki asıl gaye; kişiyi işlemiş olduğu bir suç nedeniyle cezalandırmak değil, caydırıcılık unsuru sağlayarak kişinin o suçu işlemesini önlemeye çalışmaktır. Çünkü teorik olarak suç ile mücadeleyi ağır cezalar vererek değil ancak caydırıcı cezalar vererek sağlayabilirsiniz.
Thomas More' un ikinci bölümde vurgulamış olduğu en önemli nokta ise; özel mülkiyet eleştirisi