Belki yarın sabah sogukta uyanmanın bir anlamı olur, sana çay pişirmek gibi. Ayaklarımın ucuna basarak yürürüm yataktan kalkınca. Tahtalar gıcırdar. Hayır, zamanla öğrenirim hangi tahtaların ses vermediğini. Sonra ne yaparım? Uyanmadı, çayın hazırlandığından haberi yok diye sevinirim. Bütün hayatımı, en ince ayrıntılarına kadar düşünerek hesapladığım iyiliklerin hayaliyle geçirdim albayım. Artık ne olacaksa olsun istiyorum…
Aynı konuda, aynı olay hakkında, günde on, yirmi, otuz kez fikir değiştirebilirim. Her defasında, son yalancı olarak, “hakikat” sözcüğünü kullanmaya cesaret ettiğimi söyleyebilirim!
Merhamet, ancak en vefasız ve en kıyıcı varlığın, yine kıyıcılığından, kendisini cezalandırma ve kendisine işkence etme ihtiyacından dolayı bulduğu çok tuhaf bir lükstür.