Nurettin Topçu’nun ailesi ve ilkokul yıllarından başlayıp ömrünün son yıllarına kadar hayatını anlatır. Tabi hayatını kaleme almış dediysek öyle ekmeğin yanında kuru soğan gibi kuru kuruya değil. Sağlık sorunlarından, çevresinden, yaşadıkları zorluklardan, yurtdışı eğitiminden , orta tanıştığı insanlardan, felsefelerinden, dönemin siyasi olaylarından ve daha neler neler. Özellikle yaşadığı dönemin 1.Dünya Savaşı yılları olması ve öylesi kabus gibi bir dönemde bile eğitime bu kadar değer verilmesi beni çok etkiledi. Cepheye gidemediği için arkadaşlarıyla eğitimlerini bir cephedeymiş gibi tamamlanmaları ülkelerine ne kadar bağlı olduklarını gösteriyor. Hatta Fransa’da iken bazen yurt ve pansiyonlara uğrar arkadaşalarına “Bugün Türkiye için ne yaptınız” diye sorardı. Ve devamında “ Beyler bizler buraya gezmeye , hoşça vakit geçirmeye gelmedik. Memleket bizden hizmet bekler.” diyerek geliş gayelerini bir kez daha kendine ve arkadaşlarına hatırlatırdı.
Fransa’ da felsefe alanında doktora yapan ilk Türk genciydi. Ve oradaki hocalarını kendisine hayran bırakmış kendisi de bazı hocalarından çok etkilenmişti.
Eğitimini yüksek dereceyle tamamladıktan sonra minnet borcunu ödemek için ülkesine dönme kararı alır ve hocaları gitmelerini istemez ve orada yeterince destek ve değer görmeyeceğini söylerler ancak Nurettin Topçu onları dinlemez ve ülkesine döner. Öğretmen olan Nurettin Topçu fikirlerinden dolayı menfaat sahiplerinin canını sıkar ve ordan oraya sürgün edilir . Ve hocalarının Fransa’da iken kendisine söylediği sözler aklına gelir ve ülkesi için hayıflanır durur.
Kendisi çok derin bir maneviyata sahip olup Türkiye’de de bu arayış içine girer. Tabi en sevdiği şey de bir ağaç altına oturup ağaçları, kuşları, karıncaları, gökyüzünü tefekkür etmektir. Ayrıca kendisi